Üyelik Girişi
Paylaşımlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam19
Toplam Ziyaret307503
Namaz Vakitleri
    • Biz, ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16 )
    • Nefsini bilen Rabbini bilir (Hadis-i Şerif)
    • Ne ararsan kendinde ara,Kudüs'te Mekke'de Hac'da değil.(Hacı Bektaş Veli)
    • İlim ilim bilmektir,ilim kendini bilmektir.(Yunus Emre)
    • Bayram özünü bildi,bileni anda buldu,bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni(Hacı Bayram Veli)
    • Zatı Hakkı anla zatındır senin,Hem sıfatı hep sıfatındır senin,Sen seni bilmek necatındır senin,Gayri bakma sende iste sende bul (Niyazi Mısri)
    • O'nu senden dışarıda değil kendi nefsinde ara(Mevlana)

Muhammed nurül Arabi

 

 

SEYYİD MUHAMMED NURÜL ARABİ'NİN HAYATI
Yaşadığı Ortama Genel Bir Bakış
Seyyid Muhammed Nur'un yaşadığı yıllar (1228-1305 H.) 1813-1887 arasıdır.Bu döneme baktığımızda,Osmanlı Devleti'nin iktisadi,siyasi ve sosyal yönlerden tam bir çöküntü içinde olduğunu görmekteyiz.Bu asır,dünyanın hem coğrafya hem de teknik ve tefekkür bakımından hızlı ve dikkat çekici değişmelerin birbirini izlediği dönemdir.Avrupa ülkeleri ve milletleri için yükselme,iyiye gitmenin doğum sancıları olan bu gelişme ve değişmeler,Osmanlı İmparatorluğu için ne yazık ki,ölüm belirtileri mahiyetini taşıyan olaylar biçiminde tecelli ediyordu.Hemen bütün kurumlarında yozlaşma,sarsılma ve çatlamalar görülüyordu.Koskoca İmparatorluk bu dönemde çeşitli yönlerden budanıyor ve günden güne bitip tükeniyordu.Sosyal yöndeki çöküntüden tarikat ve tasavvuf kurumları da etkilenmiş,öyle ki birbirlerine bile düşmüşlerdir.Seyyid Muhammed Nur,yaşadığı yıllar itibariyle (1813-1887) sırasıyla II.Mahmud,I.Abdülmecid,Abdülaziz,V.Murat ve II.Abdülhamid idareleriyle bulunmuştur.
Doğumu Ve Yetişmesi
Avam arasında "Arab Hoca", Havas arasında "Seyyid Hoca" ismiyle bilinen Seyyid Muhammed Nur,1228/1813 yılında doğmuştur.Doğum yeri Mısır'ın başkenti Kahire'nin Mahalletü'l-Kübra kasabasıdır.Babası cihetinden Seyyid olup,Hz.Hüseyin kolundan Hz.Ali'ye,dolayısiyle Hz.Muhammed Mustafa'ya (S.A.V) dayanır.Babası Kudüs civarında zaviyesi olan Seyyid İbrahimü'l-Kudsi'dir.Dedesi ise,meşhur veli ve şeyh Bedrü'l-Veli'dir.Tesbit edilen şeceresi şöyledir:
İmam Hace Muhammed Nur,İmam İbrahimü'l-Kudsi,Seyyid Bedrü'l-Veli,Seyyid Muhammed,Seyyid Yusuf,Seyyid Bedr,Seyyid Yakub,Seyyid Mutahhar,Seyyid Salim,İmam Muhammed,İmam Zeyd,İmam Ali,İmam Hasenü'l-Arizü'l-Ekber,İmam Zeyd,İmam Zeyne'l-Abidin Ali,İmam Seyyid Hüseyin (R.A),İmam Hasan Ali b. Ebu Talib (K.V),Seyyidü's-Sakaleyn Muhammed Mustafa (S.A.S) dir.
Özellikleri itibariyle;boyu kısaca,etine dolgun,tatlı ve güleç bir yüze sahipti. "İnsanlara,akıllarınca konuşunuz" emri nebevisine fevkalade riayetleri olduğundan,karşısındakinin istidadına göre telkinde bulunurlardı.Karakteri yumuşak olmakla beraber bazen zarifine latifeler yaparlardı.Lakin erkan ve ahkam-ı Muhammedi'ye azıcık bir leke sürülmek istendiği hal ve zamanda hemen akli ve nakli deliller ortaya koymasındaki cesurane hareketleri,çekeme
yenlerini bile hayrete düşürürdü.Kendisine sorulan sorulara ve halledilmesi istenilen meselelere akli ve nakli cevaplar verirdi.Bilhassa tefsir ve hadis ilimlerinde hafızaları kuvvetli idi.Zahir ilimlerinden iki defa icazet verdikleri gibi,batın ilimlerinden de Hakikat bilgisine sahip Tahkik Mertebesine varan pek çok değerli,faziletli ve irfan ehli şahsiyetler yetiştirmiştir.Çocukluk yıllarında yetiştiği yer olarak Kahire ve civarını görmekteyiz.Küçük yaşta babasını kaybeden Seyyid Muhammed Nur,dayılarının yanına yerleşir ve onlarla üç yıl beraber kalır.Dayıları da,dedeleri ve babaları gibi aşk ve tasavvuf ehli kimseler olduğundan kendisi küçük yaştan itibaren bu havayı teneffüs etmiştir.Seyyid Muhammed Nur yaşı yediye vardığında Kahire'ye gidip şeyh Hasan el-Kuveysni'den (1254/1839) öğrenim görmüştür.Camiü'l-Ezher'deki tahsil süresi dokuz yıl sürmüş (1235-1244/1819-1828) hocası Şeyh Hasan el-Kuveysni kendisiyle yakından ilgilenmiş,hiç bir fedakarlıktan kaçınmamıştır.Şeyhinin emriyle gittiği Yanya'da Şeyh Yusuf'un (1245/1829) damadı Talat Efendi'den tahsile devam etmiştir. 1245/1829'da Mekke'ye gittiğinde orada Şeyh Ömer Abdürrasul'den hadis okumuştur.Seyyid Muhammed Nur,şeyh Hasan el-Kuveysni'nin emriyle Yanya'ya Şeyh Ahmed Efendi ile gitmiş ve orada Nakşibendi şeyhi Yusuf efendiye intisabla bu tarikata girmiştir.Kısa bir süre sonra bu sefer şeyh Yusuf efendinin emriyle Mekke'ye gitmiş ve orada boş durmayarak Şeyh İbrahim eş-Şemariki'den Halvetiyye-i Şabaniyye,
Üveysiyye ve Ekberiyye tarikatlarına intisap etmiştir.Aynı zamanda Hadis dersini de aldığı Şeyh Ömer Abdürrasul'e intisap etmek istemiş,O da kendisine Mısır'a dönmesini ve Şafii mezhebi üzere yolda namazlarını kasru cem' ile (öğle ile ikindi,akşamla yatsı namazlarını birleştirip kılmak) kılmasını emretmiştir.Seyyid Muhammed Nur,Hanefi mezhebinde olmasına rağmen,bu emre uyarak Mısır'a dönmüştür.Daha sonraları,İstanbul'da misafir olarak bulunduğu sıralarda (1255/1839) civarı Şeyh Abdülhalık el-Kazgani (Kazancı) Efendi'den de tarikat-ı Nakşibendiyye almıştır.1259/1843 yılında ikinci defa olarak hacca gidişinde bu kez Abdülhalık Efendi'nin halifelerinden Şeyh Mustafa b.Mahmud Trabzoni Efendi'den tekmil-i tarikatla teslik ve irşad icazetnamesi almıştır.
Müderrisliği
Seyyid Muhammed Nur,kısa sürede ahz-ı ulum ve marifetten sonra,şeyhi ve sebeb-i feyz ve rifatleri olan üstadı Hasan el-Kuveysni'nin "Filan kitabı okut,sen Rum'a git" emriyle 1245/1829'da Rumeli'ye doğru yola çıkar.İskenderiye'den ayrılıp Antalya-Gelibolu-Selanik şehirlerinde biraz kaldıktan sonra Serez'e gelir ve Serez medresesinde bir süre müderrislikte bulunur.
Demir hisar,Doyran,Ustrumca yoluyla Koçana'ya varır ve Üsküp valisi Hıfzı Paşa'nın yaptırdığı Koçana Medresesi'nde yerli halkın büyük ricaları sonunda müderrisliğe başlar.Yıl, 1249/1833 tür.Müderris olduğu senenin Ramazan ayında da Koçana Camii'nde Kaside-i Emaliye'yi Türkçe açıklayarak okutmuştur. Usul-i Fıkıh ve Fenari de takrir ettiği dersler arasındadır.O tarihte mevcut talebelerinin başlıcaları;İbrahim,Ali,Hasan ve Ahmed Efendilerdir.Üsküp valisi Hıfzı Paşa,daha henüz 21 yaşında olan bu fazıl hocayı görmek arzusuyla Üsküb'e davet etmiş,görüşmüş ve oradaki alimlerle de tanıştırmıştır.Bu görüşme sonucu Hıfzı Paşa kendisini sevmiş,evlat ve yakınlarının öğretimi için Koçana'ya beraber gitmelerini istemiştir.Fakat Paşa'nın hanımı çocuklarından ayrılmayı göze alamayınca,Seyyid Muhammed Nur'a Üsküp'te devamlı oturmasını rica etmişler,O da buna razı olmamış,sonunda yılın altı ayı Koçana'da,diğer altı ayı da Üsküp'te oturulmasına karar verilmiştir.
1269/1852 yılında kendisine biat eden Müşir Çerkez İsmail Paşa'nın (1277/1860) davetiyle Manastır'da üç ay ikameti esnasında çoğunluğu memur ve subaylardan oluşan bir zümreye Şeyh Bedrettin'in (837/1420) Varidat adlı eserini okutmuş ve bu takriri zapt edilerek Letaifü't-Tahkikat fi şerhi'l-Varidat adı verilmiştir.1288/1871 yılında,içlerinde Haririzade Hoca M.Kemaleddin (1299/1881), Rufai şeyhi Ahmed Safi (1310/1892), Şeyhülislam Mir Muhtar (Molla Bey) (1300/1882), Mirefte'li Hoca Abdullah Hulusi (1302/1884), Evkaf Müfettişi Hacı Tevfik,Mısır mollası Kamil ve Mevlevihane kapısı Tarsus Rufai şeyhi Abdülkerim (1323/1906) Efendilerin bulunduğu ilim erbabına Alay Emin'i Halil Efendi'nin evinde Seyyid Şerif Cürcani'nin vahdet-i vücud risalesini ve bundan başka et-Taiyyetü'l-Farıdıyye ile Risaletü'l-Ahadiyye'yi tedris etmiştir.
Seyyid Muhammed Nur,1253/1837'de gördüğü rüyada Peygamber Efendimizin kendisine üç satır yazılı bir kağıt verdiğini ve Hz.Ebubekir'in bunu Tevhid-i Efal,Tevhid-i Sıfat ve Tevhid-i Zat diye okuyup,fena makamlarını telkin eylediğini bildiriyor.
Seyyid Muhammed Nur,telkin aldığı bu üç makamın zevkine devamın yanında kendine intisap edenleri de mezkur mertebelerin neşe’siyle 1259/1843 yılına kadar yetiştirmiştir.
Adı geçen yılın Şaban ayının ondördünde Mekke'ye varan Seyyid Muhammed Nur,bu ziyarette de kendisinin hala manevi alanda mükemmel olmadığını görüyor ve yanındaki müridi Üsküp ulemasından Hacı Nebi Efendi'ye; "Bize bu ilm-i zahir kifayet etmez.Mekke-i Mükerreme ve Beyt-i Şerif,mürşid-i kamilden hali değildir.
Kendimize bir mürşid-i kamil arayıp bulmamıza fırsattır." diyor.Sonunda meczup Mekke'li Melami derviş Mehmed'e kavuştuğunu söylüyor.
Adı geçen derviş,Seyyid Muhammed Nur'a bir Erbain çıkarmasını emrettiğini ve bu itikaf esnasında kendisine makamat-ı Beka,yani;Cem',Hazretü'l Cem' ve Cem'ü'l Cem'in Hz.Rasulullah'ın ruhaniyyeti tarafından uyanık halde telkin edildiğini söylediğini görüyoruz.
Haccı edadan sonra Mısır yoluyla Rumeli'ye dönerken yol üzerinde Yenbu' denilen yerde Hatmi makamı olan Ahadiyyetü'l-Cem' makamının yine Rasulullah (S.A.V) tarafından şebeke içine alınıp telkin edildiğini söylüyor.Beka billah mertebelerini telkin alışını Menba'u'n-Nur adlı risalesinin ilgili bölümünden aynen veriyoruz.

"1255 tarihinde Üsküp’te iskan ettim.59 senesine kadar bu makamat-ı selaseye müdavemet eyleyip zevk eyledim.59 tarihinde Hicaz'a azimet eyledim.Mekke'i Mükerreme'ye şehri Şaban'ın ondördüncü gününde dahil oldum.
Tavaf-ı kudüm eyledim.Harem-i şerif'de otururken meczup suretinde bir zat yanıma gelip oturdu.Gömleğinin üstünde kehleler gezip,tamam gömleğime geçecek dereceye geldikleri zaman yine dönerlerdi.
O zat bana dedi ki: "Sakın kehlemizden korkma.Zira bizim kehlemiz terbiyelidir.Başka kimseye gitmez. "Ben dahi, "İsminiz nedir ?" dedim." İsmim derviş Mehmed'dir,ehl-i Mekke'den ve Beytü'l-Kadi evlatlarındanım." dedi." 45 tarihinde Haccı Şerif'e geldiğin vakit seninle beraber oturdum.
Hatta ol vakit mavi kürk giymiştin.Daha hadasetisinnin vardı" buyurdular. "Tarikiniz nedir ?" dedim. "Muhammmediyye'dir" buyurdular. "Ben de isterim" dedim. "Gir" dedi. "Dersin nedir" dedim. "Cem'ü'l-Cem'dir" dedi.
Makamat-ı Tevhid bana telkin olunduğundan telkin eyle" dedim." "Kırk gün halvete gir" dedi.Fakir dahi kırk gün halvete girdim.
Zeytinyağı katık eyledim.Esna-ı halvette,makam-ı Hanefi ardından rüyada bir zat gördüm ki,tavafta ve Hacer-i Esved ziyaretinde olan izdihamda elini öpmeğe yürüdüm.
Ol zat kıyam buyurdular.Elini öptüm.Oturdular.Ben dahi uyandım.Badehu, Derviş Mehmed Hazretleri'ne ma'nayı nakleyledim. "Tevhid-i Zat mürşidi oldun" dedi. "Ne vakit ?" dedim. "Haber veririm" dedi.
Badehu,Zi'l-hicce'nin onbeşinci günü Babü'l-basita hizasında Derviş Mehmed'e mülaki oldum.Gördüğüm zat yine zuhur etti. (S.A.S) O esnada Derviş Mehmed çekildi.
Ve ol zat duadan sonra Beyt-i Şerif'e karşı Fakir için tazarru' ve niyaz eyledikten sonra odaya gelip hizmetimizde bulunan Gradas'lıHacı Emin'i gördük.
Manen makam-ı Cem'i telkin eyledi.Ve,ta'am teklif eyledim. "Ta'am yemeyiz" dediler.
Badehu "Medine'ye gitmek isterin,selam var mı?" dedi.Fakir, "selam ederim" dedim. "Yarın inşallah bu vakit gelirim" dedi.Fi'l-vaki' ertesi gün ol vakit o mevzi'de yine mülaki oldum.
Kel-evvel,Fakir için Beyt-i Şerif’e karşı dua ve tazarru' eyledi.Badehu odaya geldi.Hazretü'l-Cem' makamını manen telkin eyledi.Kel-evvel ta'am teklif eyledim. "Ta'am yemeyiz" dedikte, "Ta'am yemezseniz,lakin elbisemi giyersiniz ya" deyip kisvemi verdim.Aldı ve giydi.
Badehu,bana "Medine'de mülaki oluruz" dedi.Fakir dahi Medine'ye vardım.Fi'l-vaki' Babü's-Selam'da mülaki olduk.Cem'ül-Cem' makamını telkin eyledi.İzdiham,güya kimse yok gibi idi.
"Bağdad'a gideceğim" dedi.Fakir dahi bir haftadan sonra Medine'den çıkıp,Mısır canibine teveccüh eyledim.Konak konak gidip bir gün Cin kalasına vardık.
Fakir,bir koyun alıp pişirtip fukaraya tasadduk eyledim.Ve başını alıp kendim yedim.Ve gün uykusu uyurken,manada kendimi Medine'ye varıp Babü's-Selam'dan dahil olur gördüm.
Rasulullah (S.A.S) hazretlerinin şebeke-i şerifi yanına vardım.O anda Hazreti Rasulullah (S.A.S) hazretlerinin suret-i unsuriyyesi olmayan suret-i nuraniyyesini görüp,güneşin nurundan daha safi ve nurlu gördüm.
Hz.Rasulullah dahi şebeke-i şerifin dahilinden mübarek ellerini açıp,Fakir'e "Yürü" dedi.
Fakir dahi yürüdüğümde beni,şebeke-i şerifin içine aldı.Ol anda şebeke-i şerifde mahvolup,Fakir'i kendine çekti.Ve Ahadiyyetü'l-Cem' makamını telkin eyledi."
Vefatı
İslam'ın ilim ve irfana verdiği önemi devamlı aşılayan Seyyid Muhammed Nur,aynı zamanda ilahi emirlere,şeriat-ı Muhammediyye'ye bağlılığın şart olduğunu hareketleriyle de gösteriyor ve her dakikasını ibadet ve taatta geçiriyordu.
1305/1887 kışı bitmiş ve Mart ayı gelmişti.11 Mart günü bütün ihvanı çağırttı ve onlara son nasihatlerini yaptı.
Mısır'da doğan Seyyid Muhammed Nur,Türkler arasında yaşamış,her halükarda Türkçe konuşmuş,yazmış ve eser bırakmıştır.
Onlardan evlenmiş ve çocuklarını evlendirmiş ve son anlarında yine onların arasında olmuştur.
Gelenlerin her biriyle helalleşir,onlara tesellide bulunur.29 Cemaziyülahır 1305/12 Mart 1887 pazartesi gecesi HAKK'a kavuşur.Ustrumca'da vefat ettiği odada,peygamberin vefat ettiği odasında defn olunduğu gibi defnedildi.Ustrumca,halen Makedonya'nın bir sınır şehridir.

YETİŞTİRDİĞİ ÜNLÜ SİMALARDAN BAZILARI

Seyyid Muhammed Nûr, ilk önceleri kendisini Rumeli’de melâmî meşrep dervişlere tanıttıktan ve nufûzunu zâhirî ilim ve müderrisliği ile kuvvetlendirerek, hükümet erkânı nezdînde de kolayca ağırlığını koyduktan sonra acele etmeden yavaş yavaş mesleğini kurmaya başladı. Evvelâ Nakşî dervişliği ve şeyhliği ile görünen, fakat kendisine başvuranları melâmet sülûku üzerine yetiştiren Seyyid Muhammed Nûr, İstanbul’a çeşitli geziler yaparak merkezin şeyh ve âlimleriyle temas etmiş ve hattâ Şeyhulislâm Mîr Ahmet Muhtar Efendi’yi (Molla Bey) kendine bağlayıp, bîata mecbur eylemişti. Mirefte’li Hoca Abdullâh Efendi ve Harîrîzâde Seyyid Mehmed Kemâleddîn Efendi gibi bir çok değerli ve nüfûz sahibi kimseleri melâmet mesleğine alan Seyyid Muhammed Nûr, İstanbul’da nüfûzunu sağlamış ve bir çok halîfe yetiştirmiştir.

Bu yetiştirme tarzı ve yetişen ünlü simalar sebebiyle, son devir Melâmîliği de Bayramî Melâmîliğinde olduğu gibi daha ziyade merkezlerde ve ilim çevrelerinde yayılmıştır.

Seyyid Muhammed Nûr’un yetiştirdiği ünlü simalar genelde ilim sahibi kimselerdir. Bunların dışında, memleketin ileri gelenleri de melâmet zevkiyle yetiştirmiştir. (Vali Hıfzı ve Selîm Paşalar ile Müşîr Çerkes İsmail ve Hüsnü Paşa’lar gibi) Yetiştirdiği simaların içinde halîfe olarak bıraktıklarının çoğu müderris sınıfındandır. Şimdi bunlardan birkaçını görelim.

1- Abdürrahîm Fedâî Efendi:

Seyyid Muhammed Nûr’un damadı ve başhalîfesi olup, Prizren’lidir. 1303/1885’de Hac dönüşü Süveyş’te gemide vefât etmiş ve Mısır’da gömülmüştür. Alim bir zât olup, zâhirî ilimlerden icâzet vermiştir. Kendisi, Üsküp medresesi’nde müderris olduğu gibi, aynı şehirdeki melâmî tekkesinin de şeyhi idi. Manzûm ve mensûr eserleri vardır. Bunlardan; Risâle-i Vehbiyye, Kasîde-i Nûniyye manzûm, Tefsîr-i Sûreti’l-Kevser, Hediyyetü’l-Hac, Risâle-i İrâde-i Cüz’iyye mensûr olanlardan sayılabilir.

2- Alî Urfî Efendi:

Gürice doğumlu olup, 1305/1887’de Selânik’te vefât etmiştir. Mısır’da uzun zaman kalmış alim ve fâzıl bir zâttır. Seyyid Muhammed Nûr’a bağlanıp halife olduktan sonra Selânik’teki evini tekke olarak müridlerine açmıştır.

Bu zâtın da manzûm ve mensûr eserleri vardır. Eserlerinden birkaçını şöylece sıralayabiliriz: Seyyid Muhammed Nûr’un Vâridât Şerhi ile Kitabü’r-reşad fi’l-mebdei ve’l-me’âd’ının Arapça aslından tercümeleri, Şerh-i Divanı Niyazi Mısrî, Terceme-i İnsân-ı Kâmil, Şerh-i Gazel-i Üftâde.

“Ilgaz Zorlu’nun, “Evet Ben Selânikli’yim” adlı eserinde iddiâ ettiği saçma görüşleri şiddetle reddeder, ilm-i ledün hakkında bilgisi ve zevki olmayan birinin hezeyânı olarak görür, Alî Urfi Ef.’yi hürmetle yâdederiz.” (İnc. a.g.e. sh.45, v.d. 6. baskı, Temmuz 99)

3- Salih Rifat Efendi:

İştip’te doğmuş ve 1326/1908’de yine orada vefât edip, tekkesinde gömülmüştür.

Bilgili bir zât olup, Istılâhât-ı Sûfiyye’ye dair bir risâlesi ve divanı vardır.

4- Hoca Abdullâh Hulûsi Efendi:

Mirefte’li olup, İstanbul’da tahsil görmüş ve Fatih civarında Kadıçeşmesi Medresesi’nde elli yıldan fazla müderrislikte bulunmuştur. 1288/1871’de İstanbul’da Seyyid Muhammed Nûr’a intisap etmiş, bilâhare hilâfete nâil olmuştur. Hattatlığının yanında, gâyet temkinli ve irfan sahibi, tarih ve diğer ilimlerde araştırıcı, alim, şair, zevâhire riâyetkâr, edeb-i Muhammedî’yi gözeten bir zât idi. 1302/1884’de vefât etmiş, vasiyeti gereği Sarı Abdullâh Efendi’nin ayakucuna defnedilmiştir. Eserleri: Molla Camî’nin Mir’âtü’l-Akaid’inin şerhi, Esmârü’l-Hadâik (Osmanlı idaresinde Padişah Abdülmecid’e kadar olan Sultan, Sadrazam, Şeyhulislâm ve Kapdan-ı Derya’ların doğum-ölüm tarihleri, cülûs, tayin ve ayrılmalarını cedvelle gösteren bu eseri, 1267/1850’de bastırmıştır.)

5- Harîrîzâde Seyyid Mehmet Kemâleddîn Efendi:

1267/1850’de İstanbul’da doğmuştur. Tibyânü Vesâili’l-Hakâik fî Beyâni Selâsili’t-Tarâik adlı eserinde kendisini genişçe anlatmıştır. Babasından Rifâi ve Halvetî tarîklerine sülûk eylemiştir. Şeyh Kasım Mağribî’den, Buharî okumuştur. 1288/1871’de İstanbul’a gelen Seyyid Muhammed Nûr’dan ders okumuş (İbn-i Fârıd’ın Kasîde-i Tâiyye’si ve Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin Risâle-i Ahadiyye ve Fusûs’u) ve o esnada kendisine bîat etmiş ve bilâhare hilâfete nâil olmuştur.

1291/1874’de Mısır’a gidip, oradaki şeyhlerle tanışmış, görüşmüş ve İstanbul’a dönmüştür. Dönüşünde Hırka-ı Şerîf’teki evine çekilip öldüğü yaş olan otuz iki’ye kadar te’lifat ve irşâd ile meşgûl olmuştur. Kısaltılmış adı Tibyân olan eseri için kendisi: “Kırkbirinci kitabımdır” diyor. Bunun dışında; Kemâl-nâme-i âl-i abâ, Kenzü’l-feyz fi’s-sülûk, Mürşidü’l-Uşşâk ve Burhânü’s-Sâlikîn şerhlerini sayabiliriz. İfadesi düzgün ve lisânı akıcıdır. 1299/1881’de vefât edip, Eyüp’te defnedilmiştir.

6- Bursa’lı Mehmet Tâhir Bey:

1278/1861’de Bursa’da doğmuştur. Harbiyeyi okumuş, Manastır Askerî Rüşdiyesi’ne Coğrafya ve Geometri hocası olmuştur. Bursa mebusluğu da yapmıştır. Harîrîzâde’den bîat edip hilâfet almış ve şeyhinin vefâtından bir yıl sonra (1882), Seyyid Muhammed Nûr’a mülâki olmuş ve sohbetlerinde bulunmuştur. Eserlerinden bazıları şunlardır: Osmanlı Müellifleri, Delîlü’t-tefâsir, Menâkıb-ı Şeyh Muhammed Nûr... Kendisinin şiirleri de vardır. M. Tâhir Bey, takvâ sahibi bir zât olup, saygıdeğer bir kişiliğe sahiptir. 1343/1924’te vefât etmiş ve Hüdâî dergâhı hazîresine defnedilmiştir.

7- Hacı Maksud Efendi:

Priştine’lidir. Seyyid Muhammed Nûr, oğlu Şerîf Efendi ve damadı Abdurrahîm Fedaî’den ders görmüş, hilâfeti Seyyid Muhammed Nûr’dan almıştır. Takvâ ve azîmet sahibi bir zât olup, bu sahadaki hizmeti büyüktür. 1347/1929’da vefât etmiş, Sarı Abdullâh Efendi’nin (1071/1660) yanına defnedilmiştir. Tahsili, temkini ve irfanı olan bir zâttı. Eserlerinden şunları sayabiliriz: Şerh-i Gazel-i Ebu Medyen Mağribî, Mevlâna’nın bir gazelinin şerhi ve ayrıca Dîvanı.

8- Kaymakam Ahmed Bey:

İstanbul doğumlu olup, Askerî Veteriner Okulunu bitirmiştir. Bektaşilik ile birlikte birçok tarîkata girmiştir. Bilâhare, Seyyid Muhammed Nûr’la buluşmuş, O’na intisap ederek bir süre sonra hilâfete nail olmuştur. Seyyid Muhammed Nûr bu zâta “Yûsuf’um” dermiş. 1341/1922’de Kıbrıs’ta vefât etmiş ve oraya gömülmüştür.


Yorumlar - Yorum Yaz
Takvim
Saat
Hava Durumu
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.28147.3105
Euro8.55998.5942