Üyelik Girişi
Paylaşımlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam18
Toplam Ziyaret307502
Namaz Vakitleri
    • Biz, ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16 )
    • Nefsini bilen Rabbini bilir (Hadis-i Şerif)
    • Ne ararsan kendinde ara,Kudüs'te Mekke'de Hac'da değil.(Hacı Bektaş Veli)
    • İlim ilim bilmektir,ilim kendini bilmektir.(Yunus Emre)
    • Bayram özünü bildi,bileni anda buldu,bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni(Hacı Bayram Veli)
    • Zatı Hakkı anla zatındır senin,Hem sıfatı hep sıfatındır senin,Sen seni bilmek necatındır senin,Gayri bakma sende iste sende bul (Niyazi Mısri)
    • O'nu senden dışarıda değil kendi nefsinde ara(Mevlana)

Melamilik Tarihi

Melamiye hareketi, tasavvufi hayatı şekle ve dış görünüşe kurban etmek isteyen yetersiz sufilere karşı bir reaksiyonu ifade ediyor. Melamiler'de bu nedenle zaviye, tekke, dergâh ve hangâh gibi tarikat durakları yok.

Arapça "Levm" kökenli Melamiye, "azarlamak, serzenişte bulunmak, kınamak" anlamlarına geliyor. Tasavvufta ise, yaptığı iyilikleri gösteriş olur endişesiyle gizlemek, yaptığı kötülükleri de nefsiyle mücadele etmek için açığa vurmak manasını taşıyor. Başka bir deyişle ruhi hayattan kaynaklanan halleri saklamak, nefisten kaynaklanan davranışlara karşı koymak ve onların aksini yapmak olarak yorumlanıyor.

YOZLAŞMAYA TEPKİ
Melamiliğin "Yolu yordamı belli, kuralları konmuş" bir tarikat olmadığı, bir yaşayış biçimi, İslamiyet'in hayata uygulanmasında değişik bir yorum olduğu belirtiliyor. Melamiliğin tarikatların tekke, zaviye, dergah, özel kılık kıyafet ve zikir merasimleri açısından halktan kopması ve İslamiyet'in safiyetinden uzaklaşması üzerine bir tepki olarak doğduğu öne sürülüyor. Melamiliği inceleyenler, tarikatın doğuş ve yayılmasında, Arapların kendilerini diğer ırklardan üstün görmelerini, Emevilerin Arap olmayanlara "Melami Köleler" adını takmalarını ve Abbasiler'in de Hazreti Ali'yi kendilerine düşman saymalarını neden olarak gösteriyorlar. Melamiliğin Horasan ve yakınlarında doğmasını, sonra da Türkmenlerle hızla yayılmasını buna bağlayanlar var. Melamiliği tarikat olarak ele alanlar, tarih içindeki gelişimini üç dönemde ele alıyorlar: "Melamiye-i Kassariye (Tarikat-ı aliye-i Sıddıkiye) Hamdun Kassar, Melamiye-i Bayramiye (Tarikat-ı aliye-i Bayramiye) Bursalı ÖmerSıkkini, Melamiye-i Nuriye (Tarikat-ı aliye-i Nakşibendiye) Muhammed Nurul Arabi."

YAYILIŞI
Melamilik Horasan'dan Bağdat'a, oradan da Suriye'ye geçti. Bu yayılma macerası, bazı Türk tarikatlarının Melamilik'ten doğrudan etkilendiği iddiasına da neden oldu. Çünkü Melamilik, tüm bu bölgelerde Türklerin hakim olduğu dönemlerde yayılma şansı buldu. Böylece Horasan erleri, Alp Erenler, Fütüvvet Ehli olarak nitelendirilen birçok kişinin Melami olduğu iddia edildi. Tamamen bir Türk tarikatı olan Bayramiliğin önemli bir kolunun Melami oluşu, en güçlü Melami akımının Bayramiye'den kaynaklanması da bu iddiayı güçlendirdi. Anadolu'ya XIII. yüzyıl sonunda geçen Melamiliğin en önemli iki grubu ise Kalenderiler ve Yeseviler olarak kabul ediliyor. Tasavvuf ve tarikat, Tanrı'ya ulaşmak için bir yolsa, Melamiler'e göre bu yol, birtakım gösterişli merasimler, halktan kopuk bir imtiyazlı sınıf oluşturmakla gerçekleşmez. Gittikçe katılaşan birtakım şekli davranışlar ve gösterişli zikirlere dönüşen tarikat olayına karşı çıkan Melamiler bu nedenlerle "Tasavvuf içinden tasavvufçulara karşı çıkan zümre" olarak nitelendiriliyor.

Melamiler'e göre adab-erkana boğulmuş zikir meclisleri, kıyafet ve törenlerle Allah'a ulaşmak mümkün değil. Allah'a ulaşmak, ancak Hakk'a bağlanmak,cemiyet içinde yaşayarak halka hizmet etmek, tevazu ve aşkla gerçekleşiyor.. Melamiliğe göre, bunun için tekke ve zaviye gibi özel yerler de gerekli değil. Çünkü özel yer ve kıyafetlerde riya tehlikesi olduğuna inanılıyor. Bunun da ihlasın zıddı olduğu belirtiliyor. Bu şekliyle Melamiye hareketi, tasavvufi hayatı şekle ve dış görünüşe kurban etmek isteyen yetersiz sufilere karşı kuvvetli bir reaksiyonu ifade ediyor. Melamiliğin halkın içinden değil de, tasavvuf ve tarikat ehli arasından çıkması, Allah'a giden yoldaki merasimlerin asıldan sapılacak kadar önem kazanması ve halktan ayrılması gibi yanlışların farkına varılmasından kaynaklanıyordu. İnanç kendini yeniliyor, yanlışlardansa arınılıyordu. Melamilerde bu nedenle zaviye, tekke, dergah ve hangah gibi tarikat durakları yok. Zikri de merasimden saydıkları için, bundan da tamamen vazgeçmişlerdir.  Melamiler, Hak'la halk arasındaki tasavvufi bağın da gereğini yapmak için halktan ayrılmayı, kopmayı, halkla aralarına bir duvar çekmeyi kesinlikle yasakladılar. Onlar halkın içinde, onunla birlikte, o şartlardayaşamayı Melamiliğin bir çeşit gereği sayıyorlardı. Halk nasıl kazanıyorsa öyle kazanmak, fakat özellikle çalışarak, emeğiyle kazanmak ve yaşamak Melamiliğin esaslarını oluşturuyor. Şeyh, derviş, hoca gibi sıfatların ardına saklanarak başkalarından geçinmek, Melamilikle bağdaşmıyor. İkinci dönem Melamiler'in yayılmasında İbni Arabi'nin etkisi var. Çünkü Osmanlı dönemi tasavvufi düşüncesinin yönlendiricileri arasında İbni Arabi ilk sırayı işgal ediyor. Ona göre, Melamiye tasavvufi makamların sonuncusu. Arabi, 'Ondan sonra bir makam vardır, o da peygamberliktir' diyor.

GİZLİLİK ESAS
İkinci dönem Melamiler'i arasında Melamiye- i Bayramiye'nin oldukça çileli bir dönem geçirdiği biliniyor. Osmanlı döneminde fetvalarla öldürülen, başı kesilen, boğdurulan sufilerin büyük bir çoğunluğunun Melami olduğu belirtiliyor. Devletin bu tavrı, "Gizlilik" esası üzerine kurulan Melamilerin iyice gizlenmelerine yol açtı. Üçüncü dönem Melamileri ise, daha çok İstanbul ve Rumeli topraklarında faaliyet gösterdi. Haririzade Kemaluddin, Ali Urfi, Bursalı Mehmed Tahir önemli eserler vermiş Melamiler'den sayılıyor. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının ardından tarikatlar ortalıkta kalmayınca Melamilik de başlangıçtaki kimliğini yitirdi. Ancak günümüzde hala Melamiliğin çağa uygun bir şekilde sürüp gittiği görülmektedir.

Hz. Adem'den bu güne kadar asırlar geçti.İnanışımızdaki bir beyana göre 124 bin Peygamber gördü beşeriyet. Ve her biri Allah'ın ve aklın emrini tebliğ etti. Her biri kişiliğinin damgasını vurduğu zaman perçası içinde geçip gitti. Onların ortaya attığı görüşler prensipler olarak toplum hayatına yön verdi; bir süre o ümmetler yaşamlarını sürdürdükten sonra tarih sahnesinde; hayat ortamından kitap sahifeleri arasına çekiliverdi. Lut kavmi, Semut kavmi; ve din kitaplarında sözü edilen daha nice kavim, peygamberlerin emirlerine itaat etmediklerinden sonunda helek olmuş ve bu alemdeki yerleri, başka kavimler ve milletler tarafından doldurulmuştur.
İlk insan toplum hayatına intibakta zorluk çekmişti. Zaman,toplumsal hayatı zorunlu kılıyordu. Akıl ve tecrübe de toplumun gereğini ortaya koydu.Esasen içtimai bir varlık olan insanın,cemiyet hayatında yaşaması,onun tabiatı icabı idi. Ve böylece klan dan günümüz modren toplumuna erişinceye kadar devam eden beşeri çaba ve tekamül, yaradılışın kuralı olarak zuhura gelmişti. Bu sosyal kavga,kendi ile birlikte yeni yeni inançları peşpeşe ortaya çıkarmış; sosyal gelişmeye muvazi bir dini tekemül de beşeriyetin bariz bir özelliği olarak belirmiştir.
İlk insanın tabii afet ve tabiat olayları karşısındaki aczi, onu,tabiat olaylarına mahkum ederken güneş,rüzgar,zelzele,dağ, deniz,fırtına'nın Tanrılaştırılmasına şahit olunur. Sonra toplum hayatına geçişle birlikte kuvvet, Tanrı simgesi haline gelir. Hayvanlara ve İnsanlara tapma devri başlamışatır. Zaman, beşeriyeti yeni bir idrake hazırlamaktadır. Yer yer tek Tanrı
inancı gönüllerde esmekte,fakat sonuç yine çok Tanrlı bir hayatın devamı olmaktadır. Bu hercümerc içinde Beşeriyet, kitapta geçen Peygamberlerle şereflenir. Ve onları Hz. Davut, Hz. Yakub, Hz. Musa, Hz. İsa ve nihayet hatem'ül enbiya ve Habibi kibriya olan Hz. Muhammed aleyhisselam izler.
Hz. Muhammed (s.a.v.)'in tebliğ ettiği din İslamiyet'tir, tevhid dini'dir. Mekke'de doğan, bir güneş gibi alemleri kuşatır. Allah sevgisi ve Allah birliği insan gönüllerini tutuşturur amma herkes, bir şeyi aynı şekilde anlamaz, anlayamaz. Herkes kudreti kadar anlar; idraki nisbetinde kabul eder birşeyi. Ve hiç kimseye vus'u ve takati dışında teklif yapılmaz. Bu sebeple İslam dininde de çeşitli mezhebler, tarikatlar ve yollar çıkar. Ne var ki bunların en yüksek hedefleri birdir; hepsi insan-ı kamili aramakta; hepsi Allah'ın ipine sarılma gereğini duymakta ve her biri Allah'ın boyası ile boyanmak istemektedir. Bu ise uzun bir nefis terbiyesini, eğitimi, nefse hakimiyeti davet ve insanın, kendi varlığı ile mücadele etmesini zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk, çeşitli tarikatlerin doğum sebebidir. Ancak nefis terbiyesinde tutulan yol, her birinde başka başka olmasına rağmen varılan hedef ve hal birbirine uygun bulunmaktadır. Öyle ki hangi tarikate girerse girsin, ehli tevhid fenafillah olacaktı. Ve her yol alan, insanı kamil hüviyetini iktisab ediyordu. Bu ariflerin derceleri birbirinden farklı idi amma bazıları nefis ve varlıklarından öylesine tecerrüt ettiler ki, her iyi fiilin Allah'a ve her kötü hareketin de nefislerine ait olduğunu iddiadan ve vahdeti vücud inancını açıklamaktan çekinmediler.Bunlar daha da ileri giderek Hakk'a makbul olmak için halk'a menfur görünmeyi ve kendilerini levm ettirmeyi meslek haline getirdiler ki, tarihçi ve bilginler bunları MELAMİ olarak tarif eder.

) Melami kelimesi ilk defa Muhyiddiyni Arabi tarafından kullanıldı. Ondan önce Melamiler, melameti olarak anılırdı.
b) Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: "Allah'ın boyası ile boyandık.Kim Allah'ın boyasından daha güzel şeyle boyanabilir? Biz ancak ona ibadet edenleriz.."
Kur'anı Kerim, Bakara Suresi, ayeti kerime: 138


Melamiler,bir tarikat mensubu değildi. Her hangi bir tarikattan olmaları, ya da olmamaları önemli sayılmıyordu. Önemli olan hal'di; tavırdı; nefse hakimiyetti. Bu kişilere melameti denmişti. Asırlar sonra melametilerin, Bayramiye tarikatında yeni bir devri sembolize ettiklerine şahit oluyoruz.İkinci devre Melamiliği Beşir Ağa'nın idamı ile son bulur ve Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi'nin zuhuruna kadar melamet, gizli bir vahdet mektebi olarak bilhassa Rumeli'de mevcudiyetini sürdürür.
Tarihi gelişimde kendilerine has özellikleriyle dikkati çeken melamiler, belirli bir tarikatın mensubları değildir; çeşitli tarikatlere bağlı bu kişilerin melami diye anılması, onların kişisel tutumlarındaki farklılıktan ileri gelmekte ve her çağda kendilerini izhar imkanını bulmaktadır. Şöyle ki: Melami, levm esasından hareket eder. Kendini kötü göstererek nefsini terbiye çabasındadır. O kadar yokluğa gömülür ki daha bu dünyada ölü'dür; nefis ve varlığından hiç bir iz bırakmak istemez. Dini, insan sevgisi olarak anlamıştır. Tek hedefi insandır ve insana hizmettir. Tefekkür ve çalışmayı ibadet kabul eder; hizmeti, enbüyük ibadet sayardı melamiler. Hiç bir şeyi kendilerine nisbet etmeyen bu kişileri batıni, ibahi kabul etmek imkansızdır. Çünkü, kendilerinde hiç bir varlık görmeyen melamiler, kayda karşı olmakla beraber ahkam-ı ilahiye'ye son derece bağlıdırlar. Onların kayıtsızlığı insana kutsiyet izafe etmeleridir amma özellikleri Allah'a kulluktu. Fenafillahın ötesinde beka'ya inanır, fenafillah olmanın bir idrake varış olduğu bilincinde olduklarından, gerçek yüceliğin, dönüş, kulluğa ve kesrete avdet olduğunu müdriktirler. Bu bakımdan ahkam-ı Muhammediye bağlılıkları sonsuzdu. Fakat faziletli görünmenin, kendilerine gurur vereceği ve itibar sağlayacağını düşündüklerinden, takvaları icabı, kendilerini levm ettirici bir zahiri görünüşü benimsemişlerdi. Bu ise şimşekleri üzerlerine çekmelerine yetti ve arttı bile. Böylece şeyhül islam ve diyanet adamlarının husumeti değişmez bir kural haline geldi. Din adamları, melamilere yüklendikçe, melamiler sessiz kaldı. Tevatüre tevatür, iftiraya iftiralar eklenince melamiler, Osmanlı Devleti içinde adeta kanun kaçağı muamelesi görmeye başladı. Ve nihayet Beşir Ağa'nın katli olayı ile uzun süre tarih sahnesinden kulise çekilip halk arasında gizlice devam ettiler.
Seyyid Hace Muhammed Nur'ül Arabi, 19.ncu asrın yeni müceddidi oldu. Melamiliği, vahdeti vücud ve vahdeti şuhut hamuru içinde yeniden yoğurdu. O'nu bir tavır ve bir neş'e olarak ele alırken ilmin gereğini bir kenara itmedi. İlimle aşkı birleştirmeyi; Akılla kalb arasında bir köprü kurmayı prensip kabul etti. Yüce kişiliği ile melameti, İslamın en kudertli felsefi sistemi haline getirdi.
Uzun yıllar unutulan melamet, aslında her vakit vardı ve her çağda varlığını hissettirecektir. Zira; melamet,yokluktur; Adem'den ademiyete; var'dan yok'a; kevn'den la kevn'e geçiştir. Nefsi terk, terki de terktir. O hal de bu yüceliğe varışın çabası ve mükafatı olan melamtin de her an mevcudiyeti asıldır.
Melamet, İnsanın yücelmesidir; insanın kendi varlığında Hkk'ın varlığı ile varolmasıdır; Güzellik ve faziletin insan vücudunda hayat bulmasıdır. Bu bakımdan 21.ci asır melamiliği arama asrı olacaktır. Bu bakımdan Ademoğlu, melamete yönelen bir çağa yavaş yavaş girmektedir.


Yorumlar - Yorum Yaz
Takvim
Saat
Hava Durumu
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.28147.3105
Euro8.55998.5942