Üyelik Girişi
Paylaşımlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam50
Toplam Ziyaret307666
Namaz Vakitleri
    • Biz, ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16 )
    • Nefsini bilen Rabbini bilir (Hadis-i Şerif)
    • Ne ararsan kendinde ara,Kudüs'te Mekke'de Hac'da değil.(Hacı Bektaş Veli)
    • İlim ilim bilmektir,ilim kendini bilmektir.(Yunus Emre)
    • Bayram özünü bildi,bileni anda buldu,bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni(Hacı Bayram Veli)
    • Zatı Hakkı anla zatındır senin,Hem sıfatı hep sıfatındır senin,Sen seni bilmek necatındır senin,Gayri bakma sende iste sende bul (Niyazi Mısri)
    • O'nu senden dışarıda değil kendi nefsinde ara(Mevlana)
Muhiddin Arabi Tevili'nden..

FECR SURESİ

"BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM”

“Rahman ve Rahîm olan Allah adıyla”

1- Yemin ederim o fecr’e (şafağa),

2- On geceye,

3- Çift’e ve tek’e,

Surenin başında, ruhun bedene taalluk edişinin tesirini gösterdiği ilk

anda, ruhun nurunun bedende zuhur etmesinin başlangıcına yemin

ediliyor.

“On geceye…” ruhun bedene taalluk etmesiyle birlikte taayyün

eden zahiri ve batıni on duyunun mahalline, kemalin ve kemal aletlerinin

tahsil edilmesinin araçları oldukları için “yemin ederim”.

“Çifte…” birleştikleri ve vuslatı mümkün kılacak şekilde insan

varlığının tamamlandığı esnada ruha ve bedene yemin ederim. “Ve

teke…” bedenden ayrıldığı zaman mücerret ruha yemin ederim.

4- Geçtiği an geceye,

“Geçtiği an geceye…” ruhun tecerrüt etmesiyle birlikte ortadan

kaybolup giden beden karanlığına yemin ederim. Buna göre, başlangıca

ve sona yemin ediliyor. Ya da büyük kıyamete ve eserlerine yemin

ediliyor. Yani, Hakk’ın nurunun doğuşunun ve nefis gecesine tesir

edişinin başlangıcı olan “fecr’e”.. şafağa, İlahi nurun tecelli etmesi

esnasında sakin olan, dinen, karanlık ve işlerini yapmaktan geri duran

duyu gecelerine yemin ederim.

Tam fenadan önce sıfat makamındaki müşahede hali esnasında

tanıklık eden ve tanıklık edilenden ibaret çifte ve tam fenanın

gerçekleştiği, ikiliğin ortadan kalktığı esnada teklik zatından ibaret tek’e

yemin ederim. Ve geceye yemin ederim. Yani, varlık kalıntılarının 1448 • TEFSİR-İ KEBİR / TE’VİLÂT

ortadan kaybolup zail olduğu zaman benlik karanlığına. Veya küçük

kıyamete yemin ederim. Yani, battığı yerden doğan güneşin nurunun

zuhur etmeye başladığı andan ibaret olan şafağa. On geceye yemin

ederim. Yani, ölüm esnasında kararan ve karanlıklaşan duyulara. Çifte

yemin ederim. Yani ruha ve bedene. Teke yemin ederim. Yani,

bedenden ayrılıp tecerrüt eden ruha. Geçip giden geceye yemin ederim.

Ölüm ile birlikte karanlığı ruhtan sıyrılan ve yok olan bedene yemin

ederim.

5- İşte bunlarda akıl sahibi için yemin var değil mi?

“İşte bunlarda akıl sahibi için yemin var değil mi?” bu soru, inkâr

anlamındadır. Demek isteniyor ki, akıl sahibi bir kimse, bu şeylere yemin

edilmesinin sebebini, yemin edilmek suretiyle yüceltilmelerinin

gerekçesini, tek bir yemin çerçevesinde düzenlenip uyumluluklarının

sergilenişinin hikmetini kavrar. Ne yazık ki dünya ehli olan kimselerin

akılları, vehme bulandıkları için bu hakikâtleri kavrayamazlar.

Yeminin cevabı da mahzuf olarak “perdelenmişler mutlaka azaba

uğratılacaklardır.” şeklindedir.

6- Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Ad kavmine?

7- Kuvvet sahibi İrem’e?

8- Ki beldeler arasında onun misli halk olunmamışdı?

9- Vadide kayaları oyan Semud’a!

10- Ve kazıklar sahibi Firavun’a,

11- Onlar beldeler arasında azgınlık etmişlerdi,

12- Onların içinde fesadı arttırmışlardı.

13- Bu yüzden Rabbin onların üzerine azab kamçısını indirdi.

14- Muhakkak Rabbin gözetlemededir.

 “Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Ad kavmine?” ayetiyle başlayan ve

“Muhakkak Rabbin gözetlemededir…” ayetine kadar devam eden

ifadeler yeminin cevabına delalet etmektedir. Ya da soru, vurgulama

anlamındadır. Yani, vehmin bulaşmasından beri saf akıl sahipleri bu

gerçekleri kavrar. Yeminin cevabı da “perdelenmişlerin durumundan

ibret alan akıl sahipleri mutlaka ödüllendirileceklerdir, başkaları değil”

şeklindedir.FECR SURESİ • 1449

15- İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan ettiğinde ona ikram edip

de nimetlendirirse “Rabbim bana ikram etti, beni üstün kıldı..” der..

16- Fakat Rabbi kendisini imtihan ettiğinde, “Rabbim beni alçaltıp

zelil etti” der..

17- Hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.

18- Yoksulları doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.

19- Mirası tümden yiyorsunuz.

20- Malı da çok seviyorsunuz.

“İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan ettiğinde…” yani, insanın,

imanın gereği olarak şükür veya sabır makamında olması gerekir.

Çünkü “ İman iki kısımdır: yarısı sabır, yarısı da şükürdür.”

buyrulmuştur. Yüce Allah, insanı mutlaka imtihan eder. Ya nimet ve

bollukla imtihan eder ki, bu durumda şükretmesi, yani, nimeti olması

gereken yerlerde kullanması, örneğin yetimlere ikramda bulunması,

miskinlere yedirmesi ve Allah rızasına yönelik başka alanlarda

kullanması, ayrıca Allah’ın nimetine karşı nankörlük etmemesi, söz

gelimi şımarmaması, övünerek “hak ettiğim ve Allah katında saygın bir

yere sahip olduğum için bana ikramda bulundu” dememesi, yemede

aşırıya, şımarıklığa kaçmaması, mal sevgisiyle perdelenip hak

sahiplerine vermezlik etmemesi gerekir. Ya da fakirlikle ve rızkı

daraltmakla imtihan eder. Bu durumda insanın sabretmesi,

sızlanmaması, “Allah beni önemsemedi” dememesi gerekir. Çünkü bu,

nimetin onu nimetleri verenden alıkoyması tehlikesinden beri olması

şeklinde ona yönelik bir ikram olabilir. Fakirlik, dolayısıyla nimetlerle

meşguliyet riskinin olmaması hali, onun için Hakk’a yönelmenin, nimete

bağlanma ihtimali kalmadığı için Hakk’ın yolunda süluk etmenin vesilesi

olabilir. Nitekim, bol nimete kavuşmuşluk da aşamalı olarak helake

sürüklenmenin aracı olabilir.

21- Hayır!.. Arz (yeryüzü) döküldüğü parça parça edildiğinde,

22- Rabbin geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman,

23- O gün cehennem getirilir. O gün, insan yaptıklarını birer birer

hatırlar, fakat ne faydası var!

24- Keşke hayatım için takdim etseydim, der. 1450 • TEFSİR-İ KEBİR / TE’VİLÂT

25- Lakin o gün, O’nun azabı gibi kimse azab edemez.

26- O’nun bağladığı gibi bağlayamaz.

“Yeryüzü (arz)…döküldüğü…” beden arzı ölümle birlikte “parça

parça” dağılıp döküldüğü “Rabbin geldiği…” ruhun ayrılmasıyla birlikte

beden perdesinden sıyrılanlara kahır suretinde zuhur ettiği “melekler saf

saf dizildiği zaman.” semavi ve arz menşeli nefislerden oluşan ve

mertebelerinde tertip edilmiş olan meleklerin, bedensel ilgilerle meşgul

iken perdelendikleri için gafil olan bu kimselere azap etmek şeklinde

zuhur ettiği zaman. “O gün cehennem getirilir.” Tabiat ateşi ortaya çıkar

ve azap görecekler için hazırlanır. “ O gün insan yaptıklarını birer birer

hatırlar.” dünyada inandığının aksine hatırlar. Nefsindeki heyeti,

fıtratının gereklerinden oluşur. Çünkü yaratıcının kahır sıfatıyla,

meleklerin de azap etme sıfatıyla zuhur etmeleri, ancak aynı zamanda

kendi üzerinde zuhur eden münker ve nekir gibi şeylerin aksine inanan

kimseler için olur. “Fakat…ne faydası var!” ne yarar sağlayacaktır bu

hatırlatma! Çünkü benliğinde kökleşmiş inanç, bu hatırlatmayı engeller.

27- Ey huzura kavuşmuş (mutmaine) nefis!

28- Razıye, mardiyye olarak Rabbine dön!

29- Kullarım arasına katıl

30- Ve cennetime dahil ol!

“ Ey huzura kavuşmuş nefis!” üzerine sekine inmiş, yakin nuruyla

aydınlanmış, huzursuzluktan kurtulup Allah’ta sükunet bulmuş nefis!

“…Rabbine dön.” Rıza halinde Rabbine rücu et. Sıfat kemalini

tamamladıysan, burada durma, sıfat makamının kemali olan rıza

halinde zata dön. Allah’tan razı olmak, ancak Allah’ın razı olmasından

sonra olabilir. Nitekim, yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Allah onlardan

razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır.” (Maide, 119)

“Kullarım arasına katıl…” zati tevhid ehlinden olup bana has olan

kullarım zümresine katıl. “Ve cennetime dahil ol!” bana has olan

cennetime, yani, zat cennetine gir.

Bu ayetin orijinali “ fi abdi=kuluma katıl” ve “fi cesedi abdi=kulumun

bedenine gir” şeklinde de okunmuştur. Yani, ölümden sonra diriliş ve

ruhların bedenlere geri döndürülmesi halinde kulumun bedenine gir!

Allah, doğrusunu herkesten daha iyi bilir.

Şems Surresi Giriş
“BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM”
“Rahman ve Rahîm olan Allah adıyla”
1- Güneşe ve kuşluk vaktine yemin ederim
2-Onu izleyen Ay’a,
3- Onu ortaya çıkarttığında gündüze,
4- Onu örttüğünde geceye,
“Güneşe…yemin ederim…” Burada ruh güneşine ve onun bedende
yayılan, nefis üzerine yansıyan parlak ışığına, nuruna yemin ediliyor.
“…Ay’a” ruhu izleyip onun nuruyla nurlanan, ona yönelen ve ışığını
ondan alan, buna karşılık nefsi takip etmeyip onda tutulmayan kalp
Ay’ına yemin ederim.
“ …Gündüze…” ruh nurunun istila etmesi, egemenliğinin kaim
olması ve nurunun bürümesi gündüzüne yemin ederim.
“Onu ortaya çıkarttığında…” tıpkı güneşin tecelli etmesiyle her
tarafı kaplayacak şekilde göğün ortasında iken gündüzün hali gibi en
bariz şekilde ortaya çıkardığı zaman gündüze yemin ederim.
“Onu örttüğünde geceye…” Ruhu örttüğü zaman nefis zulmeti
gecesine yemin ederim. Çünkü irfanın mahalli ve Rahman’ın arşı
konumundaki kalbin varlığı, ancak ruhun nuru ile nefsin karanlığının
karışımıyla mümkün olabilir. Bir bakıma kalp, bu ikisinden oluşmuş bir
karışımdır, bu ikisinin birleşmesinden doğmuştur. Eğer nefsin karanlığı
olmasaydı, anlamlar kalpte bina edilemez ve zapt edilemezdi. Nitekim,
ruh alanında anlamların bina edilmesi ve zapt edilmesi mümkün
değildir. Çünkü alabildiğine saf ve aydınlıktır. Ruh, kalp ve nefis üçlüsü
tek bir hakikât olsalar da mertebelerinin farklılığından dolayı isimleri
farklıdır.
DUHA Suresi

“BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM”
“Rahman ve Rahîm olan Allah adıyla”
1- And olsun Duha’ya
2- Sukûnet vaktinde geceye,
3- Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı,
Surenin başında, kendi halleri üzerinde karar kılan, insani varlığın
temelleri ve iki âlemin birleşme noktaları olan “Duha’ya” nura ve zulmete
yemin ediliyor ki Duha, güneşin nurunun parladığı kuşluk vaktidir ki
gecede bu vakitte artık sükuna ermiştir. “Rabbin, seni..”, sıfat
makamında zattan perdelenmiş bir halde, sevgi ve özlemin varolduğu
bir durumda. Çünkü, bir yerde bırakılıp terk edilenin sevgi ve özlem
duyması kaçınılmazdır. “seni terk etmedi..” Nur âleminde ve kutsi
huzurda kalmış şekilde terk etmedi, “ve sana darılmadı…” nefis
makamında Rabden, sıfatlarından ve fiillerinden perdelenmiş bir halde,
sevgisiz ve özlemsiz olarak âlemle birlikte durmuş vaziyette, zulmet
âleminde darılmış ve öfkeye maruz bırakılmış biri olarak öylece bırakıp
sana darılmadı. Çünkü keşfi cehdinin önüne geçmiş mahbub (sevilen)
zati tevhitle keşfolunup perdesi kaldırılınca aşık olması için perdeye geri
döndürülür, özlemi şiddetlensin, sırrı iyice letafet kesbetsin ve benliği
özlem ateşinde erisin diye zati tecelli huzuruna giden yolu tıkanır.
Sonra yolu açılır ve perdesi de tamamen kaldırılır, sırf Hakk ile
keşfolunur ki, zevki eksiksiz ve keşfi kâmil olsun. Nitekim Resulullah
(s.a.v) bu perdede iken, kendi nefsiyle görmek için dağlara çıkardı.
Takati tükenince de perdesi kaldırıldı ve dağlardan indi. Mekke
müşrikleri “Rabbi Muhammedi terk etti” diye dedikodu ettikleri vakit
nihayet bu sure nazil oldu.
4- Gerçekten ahiret senin için dünyadan daha iyidir.
5- Pek yakında Rabbin sana verecektir hoşnut olacaksın.
“Gerçekten …ahiret…” perdelenmişlik ve özlemin şiddetlenmesi
halinden sonraki tecelliden ibaret son hal “senin için…daha iyidir.” İlk
halden “dünyadan” daha hayırlıdır. Çünkü sen ikinci (ahiret) halde
varlık bakiyesi telvininden ve benliğin zuhur etmesinden emin olursun.
“Pek yakında Rabbin sana verecektir…” bu salt fenadan sonra, halkı
hidayete ulaştırmak ve onları Hakk’a davet etmek için sana Hakkani
varlık verecektir ve sen de ”hoşnut olacaksın…” beşeri varlıktan hoşnut
olduğun şekilde Hakkani varlıktan hoşnut olacaksın. Çünkü rıza
(hoşnutluk) ancak varlık halinde söz konusu olabilir.
6- O, seni yetim bulmadı mı? Barındırmadı mı?
7- Şaşırmış bulmadı mı?
8- Seni fakir bulmadı mı? Seni zengin etmedi mi?
“O, seni yetim bulmadı mı?...” yalnız bir halde, nefsin sıfatlarıyla
hakiki baban olan Ruhul Kuds’ten perdelenmiş, ondan kopup
kaybolmuş olarak bulup “barındırmadı mı?” Seni yanında barındırdı,
terbiyesinin ve edebinin bağrında yetiştirdi. Seni eğitmesi ve arındırması
için babanı görevlendirdi. “Şaşırmış bulmadı mı?” babanın âleminde
bulunduğun sırada zati tevhitten kaymış, sıfatlar yüzünden zattan
perdelenmiş halde bulup kendisiyle seni zat aynına iletmedi mi?
“Seni fakir bulmadı mı?” fakir, yoksul, iki cihanda yüz karalığı
demek olan ve ayrıca “fakirliğim övüncümdür” buyurduğu gibi, Nebi için
övünç vesilesi olan fakirlikten sonraki sırf fena halinden, yani sıfat
fenasından ibaret fakirlikle içinde fenaya ulaşmış olarak bulmadı mı? Ve
bundan sonra sana bahşedilmiş ve Hakkani kemal sıfatlarıyla mevsuf,
Rabbani ahlakla ahlaklanmış varlık vererek “seni zengin etmedi mi?”
Şimdi senin kemalin tamamlandıysa, Benim ahlakımla ahlaklan ve
şükreden bir kul olman için, Ben sana ne yaptıysam, sen de kullarıma
onu yap. Yani Benim sana verdiğim nimetin şükrünü eda et.
9- Öyleyse yetimi sakın ezme.
10- El açıp isteyeni sakın azarlama.
11- Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an.
“Öyleyse yetimi…” yalnız, kalbi kırık, kutsi nurdan kopmuş, nefis
perdeleriyle perdelenmiş kimseyi “sakın ezme…” ona karşı nazik ol,
sevecenlik göster, şefkâtli ol. Hikmet esaslı davet ve güzel öğütle onu
nefsinin yanında barındır, tıpkı benim seni barındırmam gibi. “El açıp
isteyeni…” istidat sahibi olduğu halde perdelenen, maksadına giden
yoldan sapmış, ama maksadını arayan kişiyi “sakın azarlama.” onu
istemekten vazgeçirme ve ben sana doğru yolu gösterdiğim gibi, sen de
ona doğru yolu göster. “Ve Rabbinin nimetini…” beka bakamında sana
bahşettiği ilim ve hikmet gibi nimetlerini “minnet ve şükranla an.”
İnsanlara öğret, seni zengin yaptığım gibi, onları hakiki hayırlarla
zenginleştir. Allah doğrusunu herkesten daha iyi bilir.

ALAK Suresi
“BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM”
“Rahman ve Rahîm olan Allah adıyla”
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2- O, insanı bir (alak’dan) aşılanmış yumurtadan yarattı.
“ …Rabbinin adıyla oku!” Mekke-i Mükerreme’de bulunan Nur
dağının zirvesindeki Hira mağarasında Ramazan ayında Kadir
gecesinde Rasulullah’ın (s.a.v) cemden tafsile döndüğü ilk mertebede
bu sure nazil olmuştur. Bu yüzden, Kur’an’ın ilk nazil olan suresi budur,
denilmiştir.
Ayette yer alan “bismi” ifadesinin başındaki “ba” harfi cerri, istiane
(yardım isteme) anlamındadır. Tıpkı “ketebtu bi’l kalemi” (kalem ile
yazdım) ifadesinde olduğu gibi. Çünkü Rasulullah (s.a.v), varlığından
fena bulmasından sonra, Hakkani varlıkla varedilmiş olarak Hak’tan
halka döndüğünde, Hakk’ın sıfatlarıyla mevsuftu ve onun isimlerinden
biriydi. Çünkü isim, sıfatlarla birlikte zatı ifade eder. Yani, Allah’ın en
büyük ismi (İsmi a’zam) olan zati varlık aracılığıyla oku. Buna göre Nebi
(a.s), cem itibariyle amir (emreden) ve tafsil itibariyle memur (emredilen)
konumundadır.
Bu yüzden ayette “Rab” , “Yaratan” olarak vasfedilmiştir. Yani, Rab,
halkın suretiyle perdelenmiştir. Diğer bir ifadeyle senin suretinde zuhur
etmiştir. O halde, halk suretinde benimle kaim ol, Haklıktan halklığa
dön, Hak ile halk ol. Vahiy, tenzil ve nübüvvetin mümkün olabilmesi için
Nebiyi (a.s) cami insaniyet suretinde halklığa döndürünce, halkı
(yaratmayı) genel olarak ifade ettikten sonra, şimdi de insana has olarak
zikrediyor ve şöyle buyuruyor: “O, insanı bir (alak’dan) aşılanmış,
asılmış yumurtadan yarattı.”
3- Oku!...Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
4- O, kalemle öğreten.
5- İnsana bilmediklerini belletti.
6- Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar,
7- Kendini müstağni gördüğü için.
“Oku!...Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” O, kerem bakımından
en son sınıra varmıştır. O’ndan öte bir kerem olamaz. Cömertliğinden ve
sıfatından dolayı zatını ve sıfatlarını sana bahşetmiştir. O halde O, seni
cem aynında fani olarak bırakmayacak, varlığına bedel olarak nefsine
bağışta bulunacak kadar kerem sahibidir. Eğer seni fena hali üzere
kalıcı kılarsa, kerem şöyle dursun, hiçbir sıfatı zuhur etmez. En büyük
kerem sahibi oluşunun göstergelerinden biri, seni, en şerefli
sıfatlarından biri olan ilim sıfatı için tercih etmesi, kemalatından hiçbir
şeyi senden saklamamasıdır. Bu yüzden ayette “en büyük kerem sahibi”
(Ekrem) sıfatı, “kalemle öğreten” şeklinde vasfedilmiştir. İlk ve en büyük
ruhtan ibaret kalemle öğretmiştir. Yani onun sebebiyle, onun
aracılığıyla öğretmiştir.
Sonra Nebi (a.s), beka halinin başında olduğu ve henüz temkine
ulaşmadığı için, yüce Allah onu temkine kavuşturmayı, benlikle zuhur
etmek ve Allah’ın sıfatını intihal etmek suretiyle telvine düşmekten
korumayı diledi ve şöyle buyurdu: “İnsana bilmediklerini belletti.” Yani,
insanın ilmi yoktu, dolayısıyla insanın bilmesi, Allah’ın ilmiyledir. Allah,
ona bilme sıfatını bahşetti ki, zatını kemal sıfatıyla mevsuf görüp de
benliğin zuhuru nedeniyle azmasın. Bu yüzden “Gerçek şu ki, insan
kendini kendine yeterli görerek azar.” sözüyle azgınlık makamından
sakındırmıştır. Yani, insan nefsini kemalinden dolayı “müstağni görmesi”
sebebiyle azar.
8- Kuşkusuz, dönüş Rabbinedir.
9- Gördün mü? Men ediyor,
10- Bir kulu namaz da iken..
11- Gördün mü! Ya o doğru yolda ise,
12- Yahut takvayı emrediyorsa!
13- Gördün mü Ya yalanlıyorsa, yüz çeviriyorsa…ALAK SURESİ • 1469
14- Allah’ın gördüğünü bilmez mi?
“Kuşkusuz, dönüş Rabbinedir.” Zati fenaya ulaşmak suretiyle
dönüş O’nadır. Çünkü senin zatın da yoktur, sıfatın da. Bunun üzerine
Nebi (a.s), halinin edebiyle edeplenerek derhal sakınmış ve şöyle
demiştir: “Ben okuyan değilim” …Yani, okuyan ben değil, sensin.
“…Gördün mü?” hali, malı ve kavmi aracılığıyla Hak’tan perdelenen,
cahil ve kendini müstağni gören kişiyi gördün mü?
“Bir kulu…men ediyor.” Kulu, huzur namazını kılmaktan, istikamet
makamında kulluk sunmaktan azgınlığıyla men ediyor. “O doğru yolda
ise yahut takvayı emrediyorsa!” iddia ettiği gibi bir varsayım ve takdir
olarak şirkinde ve şirke davetinde hidayet üzereyse veya takvayı
emrediyorsa(!) veya “yalanlıyorsa…” küfründen dolayı Hakk’ı
yalanlıyorsa ve inadından ve azgınlığından dolayı dosdoğru dinden “yüz
çeviriyorsa…” Aynı zamanda “Allah’ın gördüğünü bilmez mi?” her iki
durumda da kendisini gördüğünü ve buna göre kendisine karşılık
vereceğini, cezalandıracağını bilmez mi?
15- Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, elbette alnını şiddetle
yakalayıp çekeriz.
16- O yalancı, o hata yapan cahili,
17- Haydi çağırsın kavmini,
18- Biz de çağıracağız zebanileri.
“Hayır, hayır!” Bu ifade, namaza mani olmaya yönelik bir rettir ve
şartlı yeminin birinci kısmını olumsuzlayarak ikinci kısmını tehditte
bulunarak olumlamadır: “Eğer vazgeçmezse…” buna bir son vermezse,
Nebiye (s.a.v) yalan ve hata nispet etmekten en kâmil ve vurgulu
anlamda vazgeçmezse… Bundan sonra, bu müstağni cahil kişinin
kavmiyle perdelenişine, onların gücüne dayanıp Hakk’ın kahrından ve
gazabından gafil oluşuna, tabiat âleminde semavi ve arz menşeli faal
melekutu musallat kılışına dikkât çekiyor, bunlara karşı hiç kimsenin
direnemeyeceğini vurguluyor.
19- Hayır! O’na uyma! Secde et ve yaklaş! 
“Hayır! O’na uyma!” onunla sakın uyuşma. Tevhide bağlı kalmak
suretiyle ona karşı duruş sergileyişini sürdür. “Secde et…” huzur namazı
kapsamında fena secdesine kapan. “Yaklaş!” önce fiillerde, sonra
sıfatlarda ve sonra zatta fena bularak O’na yaklaş. İstikamet ve davet
makamında tam fenanın kemali üzere devam et ki, kendinden fena
bulup O’nunla beka bulmuş halinde olasın. Fiil, sıfat veya zatından
birinden bir kalıntının varlığından dolayı telvin hali sende zuhur etmesin.
Bu yüzden Resulullah (s.a.v) bu ayeti okuduktan sonra tilavet
secdesi gerçekleştirdiği zaman şu duayı okumuştur: “Cezandan affına
sığınıyorum.” Sana ait bir fiilden sana ait bir fiile sığınıyorum.
“Gazabından rızana sığınıyorum.” Sana ait bir sıfattan sana ait bir
sıfata sığınıyorum. “Senden sana sığınıyorum.” Zatından zatına
sığınıyorum… İşte secde ederek yaklaşmasının anlamı budur. Nitekim
bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Kulun Allah’a en yakın olduğu vakit,
secde ettiği vakittir.” Allah, doğrusunu herkesten daha iyi bilir.

  
2350 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Takvim
Saat
Hava Durumu
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.30957.3388
Euro8.65038.6850