Üyelik Girişi
Paylaşımlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam16
Toplam Ziyaret307500
Namaz Vakitleri
    • Biz, ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16 )
    • Nefsini bilen Rabbini bilir (Hadis-i Şerif)
    • Ne ararsan kendinde ara,Kudüs'te Mekke'de Hac'da değil.(Hacı Bektaş Veli)
    • İlim ilim bilmektir,ilim kendini bilmektir.(Yunus Emre)
    • Bayram özünü bildi,bileni anda buldu,bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni(Hacı Bayram Veli)
    • Zatı Hakkı anla zatındır senin,Hem sıfatı hep sıfatındır senin,Sen seni bilmek necatındır senin,Gayri bakma sende iste sende bul (Niyazi Mısri)
    • O'nu senden dışarıda değil kendi nefsinde ara(Mevlana)

Fahrettin Aktaş    13.10.2011


FANİ 
Tek hecedir hayatın esası 
Son nefesin güzel sadası 
Cümle kelamın tek manası 
Arifan coşalım bre hu! 

Hayy ile hayatı bulan 
Tiryak olup aşka dolan 
Marifet zarın yere çalan 
Arifan coşalım bre hu! 

Zikr-i hafi ile daim 
Aşkı her zaman kaim 
Fena makamıdır saim 
Arifan coşalım bre hu! 

Dervişin halin anlayın 
Nefs düşmanın kanlayın 
Sabrile kemikleri canlayın 
Arifan coşalım bre hu!

 

 

Talip olana ilim bedava, 
Hakk yolunda etme dava 
Kendinden kendine bak, 
Aynada aradığın yine Hakk.

 

 

MUHATAP 
Soru sordum bir fakire 
Fakir dedi:cevap sen bre 
Bilir miyim bu söz nere 
Bakınca anladım yere 

Anlattım bunu kendime 
Bir hançer vurdum bendime 
İyilik da şer de fendime 
Dervişim sor Efendime

 

DAVET 
Gönlünde od, göresin yari 
Su gibi yüzün oldu ari 
Yüzün toprakta ol bizari 
Veresin Sultan'ına varı 

Ol Eyyub gibi sabreyle sen (sabreylesen) 
Yakup misali gameyle sen(gameylesen) 
Yusuf aşkından meşkeyle sen(meşkeylesen) 
Gel dervişi dost eyle sen.

 


BERDÂR 
Kolum bacağım pir asar 
Gitti kulak dil ve basar 
Hace mezarına basar 
Cemeyledi cümle hasar 

Dünyayı eylediler dar 
Mezar ona oldu ev dar 
Böyle emreylemiş serdar 
İslama olmuş alemdar. 

İster hazan ister bahar 
Hani namus ve yahut ar 
Derviş'e olmuş kalbi far 
Hakikat, incir veya nar.

 


Gönül deryası yüzme ile bitmez 
Cemal duasına söz dahi yetmez 
Hakikat şerbeti içmiş kişinin 
Gecesi gündüz< olur sekran gitmez. 

Derviş olan sözünü kısa dutar 
Rehber Kurandır anayasa dutar 
Şu şiiri okuyup cümle cahil 
Takdim tehir ile naslara dutar.

 


Bak bana baksana bak sana 
Benlik bende senlik sende 
Bak ne diyor noyan efendi 
Ben senim ha sen bensin 

Halık ne mahluk ne 
Burada kulluk ne 
Nefste yokluk ne 
Var olanda varlık ne 

Fahrettin evveli görmezsin 
Görmedin ahiri görmezsin 
Hadi batını görmedin 
Ne diye zahiri görmezsin

 


Gören kim görünen kim? 
Geç kimlikten kalan kim? 
Evvel ahir zahir batın 
Dilden diyen şair kim?

 

Fahrettin Aktaş




0 Yorum - Yorum Yaz

Noyan Vurgun    13.10.2011

                                   Doğuşatlar

El bağlasan geçse kıyamda hep yılların
Haklısın şeriatta çok olur sevabın
Fakat,hakikatte olmaz hiç kıyamın
Her daim kıyamdasın O olursa failin

Eğilsen rükuya kalkmasan senelerce
Azap olur kendine mevsufu görmedikçe
Rükuyu anlamazsın hayat oldukça sende
Vermedikçe iradeyi onun iki eline

Sanma şirkte değilsin puta tapmıyorsun diye
Ben kılıyorum diyorsun ya,hala Hak yerine
İrfansız tapınmaktır zannına Hak diye
Taptığın tanrıda senin için bir şaibe


Boşa süpürme yerleri et gerçek secde
Yok et zannını,Zata etme gölge
Yokluk yolunda çıkarsan böyle bir sefere
Korkun kalmayacak boğulmayacaksın kedere


Cemde uzanırsın ikilikten birliğe
Ulaşırsın artık Enel Hak demine
Göçersin yokluk zevkinden varlık zevkine
Okursun bir fatiha Mansur şehidine


Görür zatın sıfatlarını olursun Hazret
Dayanamazsın güzelliğe çekersin bir hayret
Anlat sıfatlara güzelliğini çek bir ziyafet
Sen zahir oldun giydin bir kıyafet


Sen, ben hepsini O’nda mahvet
Kopmuştur burada kıyamet
Kendini ancak kendin zevk et
Yoktur Hu’dan başka bir cennet


Varlıksızım yazdım geçtim bunları
Zengin anlayamaz bu mısraları
Kim kaldırırsa kendindeki zanları
Görecek her yerde Muhammed aşkını

 

Aşıklar meşkiyle bu meyhanedeler
Tüm veliler burada sarhoş idiler

Her an pervane misali raksettiler
Cefa ile sefayı hep birlediler

Nice erenler geldi kaldı bu handa
Analım ikisini burda hayırla

Biri Mansur, aşk şehidinin ismi
Bilemedi cahil, taşladığı cismi

Gören gördü bu aşk şahadetini
Taşlayan kördü o hak şehidini

Taşlatmazdı istese hak bu güzel kulunu
Sırrı açıkladı ona diyet lazım oldu

Hayyam idi sarhoşlardan diğerinin adı
Kınadı onu her çağın molla Kasımı

Ayrıdır hakikat ve şeriat denizinin tadı
Ama ikiside aynı okyanusun malı

Bilir ehl-i hakikat şeriatın adabını
Hepsi onun ilmidir candan sever erkanını

Oradan gelmiş yüz sürmüştür o kapıya
O kapı olmasa giremez aşk hanına

Aşk hanı hakikat ehlinin evidir
Ehl-i şeriat kapısındakilerdir

Kapıda konuşulanlar bildiklerindir
İçerideki sesler Mukareblerindir

Dinler isen içeride konuşulan cümleleri
Dersin bunlar firavunların ileri gelenleri

Hak işte böyle saklar velilerini
Kubbesi altında serer delillerini

Yok edersen eğer nefs-i emareyi
Göreceksin Hakkın sevgililerini 

 

Zan ettim kendime bir zaman var olmayanı
Nazar eyledi nazlı yar zahir gülizarı


Yâr görür imiş,yâren de gene kendi yârı
Yok et yabani yanını ver Hakka canını


Ene ile şuhud olmaz, keşfet bu manayı
Şahadet edelim,kelamsız oku ezanı


Fakirlik fenayı feth eder,buldun irfanı
Miskin ariftir, bir gönülden söyler kelamı


Gamlar getirir gönlüne gizli şirk günahı
At zanları! şanı yüceden başka yok gayrı


Veliler çok anlattı ledün’ün sırlarını
Şekilde kaldı hep avamın namazı,haccı


Aşık Hakla anladı kitabın esrarını
Attı sevabı, günahı; kaldırdı sıratı


Ayırmıştır avamı haktan cennet sevdası
İmtihandır bu O’nun yolunda aşk tuzağı


İsimsizim ayırma ehlinden vuslatını
Yok gölgenin parıltısı hepsi O’ nun şavkı

Buhardım, gökten yağdım,damlalığımla kaldım
Avam oldu makamım,Celaliyetle yandım


Görmez idim Hakkı,halbuki o bende saklı
Damla ne anlar aşkı,gerekir Celal tadı


Buz oldum, sudan olduğumu unuttum
Ateş ile Zikr-i Celalde eridim


Fail Allah,mevsuf Allah,mevcud Allah’tır,Hu
Buz suyum dese firavun,ben der Hallac’tan su


Kalmadı zat yanında şirkli kul veya benlik
Buz eridi soyundum girdim ırmağa artık


Açıldı yeni kapı, Celaliyet geçildi
Akıyor ırmak, Bekle vuslatı aşk denizi


Donar sular kış gelir Cemaliyet yurduna
Görünür O latif,dilediği her sıfatta


Buz olur tekrar su, artık bilir kulluğunu
Şirksiz kulluktur bu, Buz bilir su olduğunu


Bahar olur, çağlar aşk, akar ırmak vuslata
Buhar,su,buz,hepsi kendidir anlar vuslatta


Evvel,Ahir,Zahir,Batın kendidir yok başka
Devran kendinden kendinedir coşarım aşka


Vuslatta ulaşan yoktur, görür kendi imiş
Kabe kavseyn de birleşir, abid,mabud birmiş


Celaliyetten Cemaliyete seyri suluk
İkisi birleşince her yer tek yüz, tek soluk 

Ademin balçığı karıldığında
Yoktu hiç hayat onun kalıbında
Zattan tecelli geldi, hayat ona
Kımıldandı o ruh ile o anda

Secde emri geldi melekuta
Kapandılar Adem-i mahzara
Ona değildi secde aslında
Tek secde var ki o da mutlağa

Şeytan diretti secde etmem toprağa
Ateştenim dedi kandı gururuna
Bilemedi tüm sıfatlar bir yansıma
Görünen Haktır ateş,su,toprak,hava

Ne yöne dönersen dön O’nun vechi,
Gördüğün halkıyet O’nun eseri
Sıfatları,makam-ı halkiyeti
Gösteriyor Zat böyle kendisini

Kafirdir secde etmeyenler Ademe
Hak’tır,Mahzardır Adem, hem de halife
Ademdir insan, ulaşınca kemale
Çıkanlar görür, mürşid ile sefere

Bil! sende Haktan başkası yoktur
Ondan Ademe secde olunur
Bilmezsen benliğin ateş olur
Guslet vücudu Hak ile doldur

Secdeyi bul sende kendinden kendine
Eğilsin sıfatların mutlak benliğe
El,ayak,göz bak bütün melekler sende
Kıyam edecekler sendeki Gönül’e

Sanma bu evvelki Ademin hikayesidir
Tanrı yolcusunun kendisini bilmesidir
O ruh her daim ademlere üflenmektedir
O ruh ki uyandırır çünkü Hakkın zikridir

Nuh aldı gemisine iman etmiş insanlar
Nesli sürsün diye birde her çiftten hayvanlar
Boğuldular zannında kalıp inanmayanlar
Birlik gemisi o, biner ona uyananlar

Gemi,mürşiddir,zikirdir,tevhiddir
Cemül cem denizinde yüzmektedir
Fenadan bekaya seyri gidiştir
Varılacak yer onun birliğidir

Boğulsun sıfatların onun zatında
Yok olsun varlıkların tek olan varda
Tüm Vücutlar gark olur Vucudullah’ta
Kalmaz hiçbir kimse varlık deryasında

Tufan sendedir başlar bir kıyamet
Fiil,sıfat,vücut sana emanet
Verdin mi sahibine olur cennet
Alan sen olursun, başlar şahadet

İbrahim’di Allah’ın güzel dostu
Şirkte olanlardan korkusu yoktu
Şaşılar Faili göremiyordu
Tevhid babasını anlamak zordu

Güneş,yıldızlar,Ay doğdu ama bir bir battı
Batanları sevmem dedi, putlar hep batıldı
Fiil sahibi var diye tefekküre daldı
İdare edeni bildi, O Fail, Allah’tı

Kırdı putlarını,sonra zahirdekileri
Başka Fail yoktu halka Anlatmak istedi
Büyüğü gösterdi boynunda balta var idi
Halk,put hiç hareket eder mi diye söylendi

Açıkladı tek hareket sahibi Faili Mutlağı
Fiil sahibi kul değil Allah’tır,bu put yıkılmalı
Ders verdi aleme kırın kendinizdeki tüm putları
Atar nefsin seni ateşe,nemrut fail olmamalı

Yunus kaldı balığın kursağında
Tövbe etti daim, şirk zanlarına
Fena fillah balık,Cem çıktığında
Yok etti şirkini öz varlığında

Çıplak kalmıştı çıktığında balığın karnından
Fena fillah’ta böyledir soyunursun varlıktan
Kör çocuk için,dedi Rabbim kurtar karanlıktan
Taşlayalım dedi çocuk,adam anadan üryan

Çocuk denilen, gözü kapalı şeriat ehlidir
Açıklama sırları Tanrı işleri yerindedir
Hakikati anlamak için soyunmak gereklidir
Cemde görünürsün çırılçıplak,derler bu delidir

Güzel Yusuf kuyuda verdi benliğini
Kurtardı Hak, karanlıktan peygamberini
Köle oldu görmek için beka şehrini
Kuyuya gir bilmek istiyorsan kendini

Musa Allah ile konuşmaya gitti Turi Sinaya
“Ben Allah’ım” dendi ağaçtan,şaştı Musa bu olaya
İşte dedi kayıtlama beni sadece bu sıfatla
Her sıfattayım ben, münezzehim tek sıfatta olmaya

Musa Allah’ı görmeyi diledi
Hitap geldi göremezsin sen beni
Dağa bak kaldırırsa tecellimi
Sende görürsün elbet Cemalimi

Dayanamadı tabi ne Musa ne de dağ tecelliye
Parçalandı dağ, bayıldı Musa dayanılmaz Latife
Dağ Musa’nın şirkleri idi,tövbe etti benliğine
Parçaladı benlik dağını,kalmadı şirk o Nebide

Ya Musa göremezsin sen beni senliğinle
Hakkı ancak Hak görür benliği yok edince
Bu alem başkadır, varlık yok nebide bile
Tek varlıktır hep sıfatlanan her bir şekilde

İsa Ruhullah’tı kaldırdı Allah yanına
Cem yeridir kalmaz şirkin ulaşırsın zata
Hak böyle göründü İsa diye o makamda
Sıratı geçmektir, İsa gibi ulaş Hakka

Muhammed’dir Allah’ın sevgilisi
Merhamet timsali aşkın kendisi
Ne varsa seven sevilenin hepsi
Alemde sevenin en şiddetlisi

Sen olmasaydın yaratmazdım alemi
Bak böyle diyor sonsuz aşkın kendisi
Aşk kaynağının kendini göstermesi
Güzellikler işte onun görünmesi

Kendi sonsuz sınırsız güzelliğini kendinden yarattı
Muhammed’dir bu güzelliğin adı sadece onun aşkı
Alem Muhammed’dir latif olanın aşkının yansıması
Kendi aşkıyla kaynar Allah,İşte insan onun aynası

İsimsizim aşkını ister, utanırım yanında
Tüm peygamberler senden sanadır hepsi makamında
Öğretirler aşkını o çok sevdiğin kullarına
Nebide sendin, dinleyende,bunlar hep anlayana

 

Kadim dostluğun aşk şarabı
Daim sarhoşluğun yok aklı
Saim içer bunun aşkını
Zalim zorluğun biter tadı



Zorluktan geçmeyince olmaz şarap
Düşünmekten bi-tab yürekler harap
Şaraptan sonra kalmaz günah sevap
Meşkinden olursun konuşan kitap



Hatimden maksat vucudu anlamak
Bir gönülden doğsak,onu yaşasak
Eliften başlasak,Kurandan saçsak
Alemden tatsak, Kuranı anlasak



Enfüs afak şahadeti bir alem
Bakarım her yere elimde kalem
Sensin ki her işte benim tek kuvvem
Sen olmayınca yazamam bir dirhem



İlk ne, son ne, görünmeyen, görünen ne
Zaman ne,an ne, mekan ne, la-mekan ne
Acı çeken,çekmeyen,kör ne, gören ne
Sen bilinmezsin değil mi onu söyle


Hem bilinirsin, hem bilinmezsin
Her yerden görünüp, görünmezsin
Denizde denizi göstermezsin
Hem teşbihtesin,hem münezzehsin

Hem kamildesin hem de kördesin
Hem açıktasın hem gizlidesin
Kamil de kendini bildirirsin
Kamil de bile bir bilinmezsin


Şaşırır akıl, gönül senin sırrına
Layıkıyla erişemez kul sırrına
Sır,ayna, bakan, görünen de zatında
Senden sanadır sırlar yüce şanında


Ah! isimsizim,dertliyim,kemterim
Aç Cemalini biraz ben de göreyim
Senden sana olan aşkını sezeyim
Şefaat et Muhammed seni göreyim

Sanma benliğini sevmekten geçince olacak sana azap
Yokluğun zevkiyle içeceksin her an şarap

Göreceksin yokluk varlığın aynasıdır
Her şey var olan tekin yansımasıdır

Yokluk damlanın deryaya düşüp kaybolmasıdır
Gerçek cennete ulaşıp aşka garkolmasıdır

Öz bul dedi fena ender fenadan kendine bir isim
Bil! bilenler hep cahildir yanımda,mutlak Alim benim

Tekrar dedi hala bulamadın mı kendine bir isim
Ya Rab koyamadım yanına ne bir isim ne de cisim

 

H.Noyan VURGUN

 

 




0 Yorum - Yorum Yaz

Fakirullah melami    14.02.2011

 

BU DERVİŞLİK DEDİKLERİ


Bu dervişlik dedikleri,
Şan ile şöhret mi acep?
Yoksa,Allah'ın ismini,
Çok kelam etmek mi acep?

Ey dervişim diyen kişi,
Terk ettin mi sen teşvişi?
Ey pabucumun dervişi,
Konuştun mu Hakk'la acep?

Başına sarık sarmakla,
Sayıyla boncuk saymakla,
Suratındaki sakalla,
Vardın mı Rabbine acep?

Yatıp kalkıp namaz kılmak,
Sene de bir oruç tutmak,
Ulaştırdı mı Mirac'a?
Ondan haber ver sen acep?

Bi huruf zikir aldın mı?
Hakk'ı kelamsız andın mı?
Allah'ını tanıdın mı?
Bundan haber ver sen acep?

Hakk'a efalin verdin mi?
Sıfatını terk ettin mi?
Vücudunu yok ettin mi?
Söyle öldün mü sen acep?

Derviş olan Hakk'la yaşar,
Sohbet ile gönlü coşar,
Yedi tane kapı açar,
Sen kaç kapı açtın acep?

Gece gündüz namaz kılsan,
Her dakika oruç tutsan,
Siyasete bulaştıysan,
Bu dervişlik midir acep?

Derviş saçsız sakalsızdır,
Hem tacsız hem hırkasızdır,
Yaradan'ın aynasıdır,
Yahya sen bildin mi acep?


Yahya Salih ALTINDAĞ

(Fakirullahmelami)

Edirne. 19.05.2010/Çarşamba.


Kaynak: http://www.fakirullahmelami.com/?Syf=22&Mkl=101254

 




1 Yorum - Yorum Yaz

fahrettin hoca    20.05.2012

İşte Aşk

Nefsiyle Hakka varanın

Aşk gönlünde ne gezer

Hakk ile Hakka varanın

Bak dilinden ne yazar.

 

Hakiki aşkı dileyene

Dünya mülkü sevda değil

Halk içinde didinir de

Hakk gönlünden cüda değil

 

Muhammed Nur pirimdir

Gözün yara abdesttedir

Senin göz dediğin nedir

Bir vakit andan yeğdir.

 

Derviş isen geç davadan

Elif olup doğrulmadan

Dal yerinde durulmadan

Mim olursun utanmadan.




1 Yorum - Yorum Yaz

Fahrettin Aktaş    09.11.2012

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah Teâlâ’yadır.

Salât, bütün yaratılmışların en hayırlısı Muhammed’e (sallallâhü aleyhi ve sellem), âline, arkadaşlarına ve tâbilerine kıyamete kadar devam etsin.

Bu risâle Nakşibendî ve Melâmiyye büyüklerinin diyarı Tikveşli ve Kavadar’ın içinde gösterdikleri seyr-u sülûk hakkında tasnif edildi. İsmini de Er-risâletü’l İsmâiliyye ve’l atiyyetü’d-düriyyetü fî tarikâti’n nakşiyyeti ve’l melâmiyyeti (Nakşibend ve Melâmi tarikati için hediye edilmiş incilerden Risâle-i İsmailiyye) verdim.

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ bu risâleyi bize faydalı kılsın. Kitap On iki bölümdür.

1-Mürşid-i Kâmil

2-Rabıta

3-Teveccüh

4-Zikir Telkini

5-Altı Letâif

6-Nefy-ü İsbat

7-İntikalat-ı Zikir

8-İlme-l Yakîn

9-Ayn’el Yakîn

10-Hakk’el Yakîn

11-Vilâyet-i Vahdiyyet ve Kurbet

12-Ubbad, Ubûdiyyet, Ubûdet (İbadet Edenler, Kulluk Edenler, Kul Olanlar)

1-MÜRŞİD-İ KÂMİL

 

Bilinmelidir ki, kemâl mertebeler sonsuz ve görünemeyecek kadar çoktur. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ve sevdiği nurların ışığı Hz. Ali kerreme’llâhü veche mevcûdâtın sırrı ve yaratılmışların en mükemmeli iken haklarında

وَقُلْ رَبِّ زِدْنِى عِلْمًا

“Rabbim, benim ilmimi artır” de. [2] varid oldu. Yani   عِلْما burada “Ben” demektir. Zira Allah Teâlâ’nın noksan sıfatlardan münezzeh Zâtının ve rablık sıfatları sonsuzdur. Bu nedenle Allah Teâlâ yolunda seyr ü sülûk edenler sürekli terakkide yükselmede olurlar. Bu yükselme cesedin ölümü ile de kesilmez.

Nitekim Şeyh-ül Ekber Muhyiddin İbnü’l Arâbî radiyallâhü anh hazretleri dünyayı değiştirdikten sonra nurlu ruhları ile buluşan Zinnûn- i Mısrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîzle görüştüklerinde;

-Ey kardeşim Zinnûn! Allah Teâlâ, yarattıklarına benzemez, başkadır, sözünü hatırladın mı? Zinnûn-i Mısrî;

-Evet, dedi. (Sonra keşfi açılınca bayıldı sonra uyandı. Gür bir sesle) Hazreti Şeyh-ül Ekber ona;

“Her şey Allah Teâlâ kâim iken, yaratılmış olanların varlığı nasıl olurda O’ndan ayrı olur.”[3]

Bu cevaptan sonra Zinnûn- i Mısrî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz tevhîd meselesini anlayıp terakki etti.[4]

Hülâsa, ilâhî marifetlerin sonu olmadığından bütün âlem sâlik sayılır. Lakin irşad terbiyesindeki zâtta olması gereken bazı âlametleri açıklamak gerekir. Tâki bu sebeple herkes, sadık mürşid ve sadık olmayan fark ederek, irşad davasında olanlara meyletmesinler.

Mürşid-i Kâmil, çok ibadet, az uyku, az yemek, az konuşmak, çokça zikir, başkaları gibi şeriatın emirlerine uymakla muhakkak olarak bilinmez. Zira mürşid olmayan abidlerin hali de bu şekildedir.

Bil ki; Mürşid-i Kâmil ve Vâris-i Muhammedî (sallallâhü aleyhi ve sellem) alameti şudur.

Şeriatın emirlerine sıkıca bağlanmakla beraber, meclisinde onu ziyaret eden avam insanlar kalbinde bulunan dünyevî düşüncelerini meşguliyetini giderir veya azalır.

Havas olan insanlarda ise istiğrâk [5] artar.

Bahsedilen bu durumlar karşısında ona tabi olmak gerekir.

Yalancı dava ile irşada çıkanlardan ve yalanlarından kaçınmak gerekir.

Ey Allah Teâlâ’m! Yalancılardan, dellâlların-dan,[6] ve arkadaşlarından Sana sığınırım.

Ancak Allah Teâlâ, doğru hidayet eder.

2-RABITA

Sülûk eden müridin kalbinde havatır [7]düşünceler artıp engel olamazsa yüz defa İstiğfar eder.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Bazen kalbimi bir perde bürür, bu perdeyi kaldırmak. için günde yetmiş/yüz defa istiğfar ederim “[8]

Eğer düşüncelerine yine engel olamazsa; şeyhinin meclisine gidip karşısına oturmalı veya şeyhinin kalbine teveccüh edip düşüncelerin gitmesini beklemelidir.

Şeyhine gitmek mümkün değilse iki kaşı arasında onu teşekkül ettirecek şekilde düşünmelidir. Bu sebeple Delâil-ül Hayrat sahibi Muhammed el Cezûlî,[9] Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin şeklini teşkil [10] eylediler. Daha sonra bu kitabı şerh edenler bu şekil hakkında buyurdular ki;

“Delâil-ül Hayrat kitabını okuyan kimselerin Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi rabıta etmeyince vuslat hâsıl olmaz.”

Açıklamasında ise; “Eğer Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin nurlu şeklini mânevi halde görürse, o şekli rabıtasına alıp yakazada[11] o zaman içinde zahir oluncaya kadar devam eder.

Eğer göremedi ise hacca gidip Ravza-i Mutahhara’daki Şebeke-i Rasûlüllahı [12] rabıta ile Ruh-u Nebeviyi[13] manevi halde görünceye kadar devam edip ve şekli rabıtasına alıp yakazada o zaman içinde zahir oluncaya kadar devam eder.

Eğer yine göremedi ise Delâil-ül Hayrat kitabındaki resme rabıta ile Ruh-u Nebeviyi manevi halde görünceye kadar devam edip ve şekli rabıtasına alıp yakazada o zaman içinde zahir oluncaya kadar devam eder.

Hülâsa; salavâtın rabıtası Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin nurlu şekli olduğu gibi Allah Teâlâ’nın zikrinin rabıtası her ne kadar zikredilmiş ve maşûk (âşıkların müşahedesi) ise de herkes buna kavuşamadığından ve başlangıçtaki olan saliklerin düşüncelerinin düzelmesi için şeyhe rabıta etmelidir. Bu sırrı ancak sahipleri bilir. Bu söylediklerimiz Nakşibendî büyüklerinden rivayet edilmiştir. Bu müşkül ve acayip gelebilecek sözlere itirazdan Allah Teâlâ’ya sığınırım.

3-TEVECCÜH

Nakşibendî mürşidlerinin müride teveccüh ederek yönelmelerinin büyük faydası vardır. Bu ise;

Şeyhin, müridin kalbinde olan düşüncesine vakıf olması;

Şeyhin kalbinde olan halleri sâri (aktarması- geçişine sebep) olmalarıyla zikir ve cezbeyi müridin kalbine bırakarak ve başka şeyleri çıkarmasıdır. Ancak şeyh, müridin kalbî zikir ile meşgul olması için dersi ne ise öyle teveccüh eylemelidir.

Ey Allah Teâlâ’m! Kalbimizin yüzünü cemâline çevirmeni, vuslattan mahrum etmemeni diliyorum. Âmin

4-ZİKİR TELKİNİ

Allah Teâlâ’nın sevgilisi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretleri zikir telkin ettikleri vakit isteyene diz dize birleştirir ellerini uylukları üzerine kor ve zikri telkin ederlerdi. Bunun en bariz örneği; Ömer radiyallâhü anhın rivayetiyle imanın tarifi hakkında gelen hadisi şerifte Cebrail aleyhisselâm dizlerini Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin dizlerine birleştirerek İslâm, İman, İhsan, kıyamet saatini sormalarıdır. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemde sorduğu sorulara cevap vererek bu suretle telkini zikir yaptılar.[14] Mürşidlerin ve şeyhlerin telkin ettikleri zikirde bu şekildedir.

Ey Allah Teâlâ’m, bize irfan yolunu hidayet kılmanı, bozgunculuktan ve isyan etmekten yaratılmışların en hayırlısı Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin makamına sığınırız.

5-ALTI LETÂİF

Müride telkini zikir etmeden önce Ehli Sünnet vel cemaat itikadının ilm-i hal[15] bilgilerini ibadet edecek kadar bilmesi gereklidir.

Mürşid, daha sonra kalp (sol meme altında) İsm-i Zât-ı (Allah) nefessiz (gizlice kalp üzerinde) Allah Allah Allah lafzını dudakları kapatmış olduğu halde zikri telkin eder. Mürid diğer zamanlarda zikrine de bu şekilde devam eder. Öyle ki kalbi sonuçta zaruri olarak gayri ihtiyari zikir etme haline kavuşur. Bu hal başlayınca ruh ta (sağ meme altında) zikir kalpteki gibi tarif edilir. Zaruri ve gayri ihtiyari ile zikir etme hali başlayınca (sol ve sağ meme üstünde) latife-i sırr’a geçer. Yine zaruri ve gayri ihtiyari ile zikir etme hali başlayınca (sol meme üstünde) latife-i hafî’ye geçer. Sonra  (sağ meme üstünde) latife-i ahfâ’ya telkin eder. Sonra Sultan-ı Zikre geçip ism-i zâtı iki, kaşı arasında telkin eder.[16]

Ey Allah Teâlâ’m Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin hürmetine zikrinde ve sana şükretmede beni muvaffak kılmanı istiyorum.

6-NEFY-Ü İSBAT

Altı letâif üzerinde devran edip hapsi nefes ile Lâ ilâhe illa’llah diye zikreder. Yapılışı şu şekildedir.

“İlâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbî” der ve dizleri üzerine oturur.  Sonra nefesi içeri çekerek Allah Allah Allah zikrini letâifleri üzerine bıraka.  

“İlâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbî” deyip kelimesini kalbinden Sır üzerinden uzatarak Sultân-ı Zikre (iki kaşı arasına), İLÂHE kelimesini Sultân-ı Zikirden ahfâya indirerek, İLLA’LLAH kelimesini ahfâdan hafî üzerinden geçerek kalbe vurarak bırakır.

Bu suretle letâifler üzerinde nefy-ü isbat ile zikir ederken nefesi zorlanınca tek sayıda bırakarak “MUHAMMEDÜN RESÛLULLÂH”ı  düşünerek nefesini hafif hafif ala. “Allah” ismini letâif üzere bırakırken birden bırakmamalıdır. “İlâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbî” demelidir. Bu suretle bir defada 3, 5, 7, 9, 11, 13,  15, 17, 19, 21 defa hapsi nefes etmelidir. 21 e ulaşınca hapsi nefes zikri tamam olur.

Ey merhametlilerin en merhametlisi Allah Teâlâ’m, emirlerine kemaliyle uymayı, huzurundan bizi kovmamanı istiyorum.

7-İNTİKÂLAT-ZİKİR

Nefy-ü İsbat 21 de kemal bulunca letâiflerin her biri üzerinde üzerinde üç defa zikreder. İntikâlat budur. İntikâlat üzerinde iken muhasebe ve murakabe olunur.

Murakabe sabahları (beni) Allah Teâlâ ne işlerde kullanır diye bekleyişte olmaktır.

Muhasebe de akşamları (beni) Allah Teâlâ ne işlerde kullandı diye hesap etmektir.

Nakşibendî sadâtının sülûklerinin nihayeti budur.

8-İLME-L YAKÎN

Tevhid ehlinin zât-ı (kendini) ve eşyanın zâtını Allah Teâlâ’ya ve sıfatlarına delil kılmasıdır. Bunun iki yönü vardır.

1-İstidlâl[17] bi’lmisliyye: (Benzeyiş  delilleri getirmek)

Allah Teâlâ’nın hallerine, sıfatlarına gerek vücud ve sıfat-ı subûtiyelerine; cüziyyatını, kendinde ve âlemde müşâhedesiyle Allah Teâlâ’yı ve kadîm [18] ve müessir sıfatlarını ispat etmektir. Mesela; kendindeki vücud, kudret, irade, ilim, hayat, görmeyi, işitmeyi ve konuşmayı müşahede ile ispat edip Allah Teâlâ’nın yaratıcılığının benzeri tıpkı benim varlığımda da vücud, kudret, iradeler, ilim, hayat, görmek, işitmek ve konuşmak vardır, diye iman etmektir. Bunun açıklaması ise  “Allah Teâlâ Âdemi kendi suretinde yarattı.” [19] hadisi şerifte gelmiştir. Yanı tıpkı isimleri sıfatları gibi bende vardır demektir.

2-İstidlâl bi’z zarûrî: (Mecburî delil getirmek)

Yani kul acziyetini tefekkür edip yaratıcısının kudretini ispat ve iman etmesidir. Allah Teâlâ’nın birliğini düşünür ve kadimliğine (önceliğine) iman eder. Bu şekilde kendi fenâsını  (yokluğunu) tefekkürle Allah Teâlâ’nın bekâsına (varlığına) iman etmiş olur. Bunun bir başka beyanı ise “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.” [20] İlme’l Yakîn tarikat ehli ve şeriat ehlinin büyüklerinin tevhididir.

Allah Teâlâ, hakkı söyler ve doğru yola iletir.

9-AYN’EL YAKÎN

Hakk ehli olan zatlar kendi hakikatlerini Allah Teâlâ’nın sıfatlarına mazhar ve ayna olduklarını müşahede etmeleridir. Ayne’l yakîn marifettir. Ancak bu zuhur eden sıfatı subûtiyyeden gayb anahtarları denilen dört sıfatları, zahirleri ve kalpleriyle müşahede etmeleridir.

Sıfât-ı zâhir: Dörttür, göz ile müşahede edilir. Kudret, işitmek, görmek ve konuşmak

Sıfât-ı Bâtıne: Dörttür. Kalp gözü ile müşahede edilir. İrade,  ilim, hayat ve tekvin (yaratma)

Hulâsa: zahirlerine teveccüh ettiklerinde Allah Teâlâ’nın zahir sıfatlarını, batına tevecüh ettiklerinde batınî sıfatlarını müşahede etmektir.

Bu kişilere sıfâtı subutiyye tâifesi ve marifet ehli derler. Tarikat ehlinden yüksek mertebededirler.

Ey Allah Teâlâ’m, bu müşahedeyi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ve Ehl-i beytinin hürmetine kolay kılmanı niyaz ediyorum.

10-HAKK’EL YAKÎN

Hakikat ehlin hepsi ve melâmiyyenin tevhididir. Bu kişiler bütün tâifelerden üstündür. Bütün nebiler Hz. Ebubekir Hz. Ömer radiyallâhü anhüma melâmiyyedendir. Bu tâife ve kişileri tevhid, ittihat ve vahdettedir.

Tevhid üç makamdadır.

Makâm-ı ruh, cem’ ve kurb-u ferâiz[21] dir.

Vahdet üç makamdır.

Makâm-ı Hazret, cem’ül cem ve vahidiyyetü’l cem ‘dir.

Bu kişilerin avamdan farkları yoktur. Allah Teâlâ’nın emrettiği farzları yerine getirirler. İlâhî emirleri hiçbir zaman bırakmazlar. Halleri daima Allah Teâlâ iledir. Bu kişilerle buluşmak görüşmek ve halleri ile hâllenmek en büyük saadeti bulmak ve Allah Teâlâ’ya kavuşmaktır.

Ey Allah Teâlâ’m beni onlardan ve onlarla beraber olmayı Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin yüzü suyu hürmetine istiyorum. Ayrıca diğer mümin kardeşlerimde bu hallerimden nasiplensin.

11-VİLÂYET-İ VAHİDİYYET VE KURBET

Hakiki imanın sonunda erişilen ehadiyyetü’l cem Makam-ı Mahmud sallallâhü aleyhi ve selleme istiğrak edemeyip[22] ancak o âlem-i nura girip bazen Allah Teâlâ ile bazen halk ile olmasıdır. Âlem-i halkla olduğu vakit perdelenmesi, âlem-i nur ile olduğunda perdelerin kalktığı velâyet mertebesidir.

Âlem-i nura girip bir olduğunda eğer yaratılmışları halkı görmüyorsa sıddıkıyyet mertebesindedir, demektir.

Âlem-i nura girince halk asla hicap olmayıp kaybolmuyorsa yani gerek âlem-i nurda gerek halk âlemi ile iken fark (ayrılık) olmaması, yani bir bakışla bakarken halk ona hicap olmuyorsa kurbet (yakınlık) mertebesindedir demektir.

Bu mertebeden yukarısı ise Nübüvvettir. Mukarreb ona vasıl olamadığı gibi nebilerden başkası da bu nübüvveti vasf edemezler.  Eğer vasf edip söylerlerse yalan söylüyorlar demektir.

Ey Allah Teâlâ’m bizi mukarreblerden kılmanı cemâline kavuşma lezzetinden mahrum etmemeni istiyoruz.

12- UBBAD, UBÛDİYYET, UBÛDET (İBADET EDENLER, KULLUK EDENLER, KUL OLANLAR)

İbadet avâmın amellerindendir. Ameli kendilerinden görüp cennete kavuşmak hırsı ile veya cehennem korkusuyla işlerler.

Ubûdiyyet (Kulluk edenler) ise, havasın amelidir. Amellerini kendilerinden görüp Allah Teâlâ rızası için işleyenlerdir.

Ubûdet (Kul olanlar-âşık olanlar) havas-ül havasın amelleridir. Amellerini Allah Teâlâ’nın işlediğini görürler ve onunla işlerler. Bu kişiler nefisleri için bir varlık görmedikleri için mâ’bud ile âbid bir bakışla görürler.

اللهم صلي على سيدنا محمد في جميع المظاهر الذي هو هيولاها و اجزاها وانقاها واطبنها وارقاها وعلى اله صحبه و سلم اجمعين

Ey Allah Teâlâ’m salât ve selamını zuhur edenlerin heyülası (gerçeği özü), onları cüzlere (sınıflara metebelere ayıranı), nikası (birbirine bağlayanı), sırlayanı (gizleyeni)  merhametlisi Efendimiz Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme, âline ve arkadaşlarının hepsi üzerine olsun.

Allah Teâlâ’nın yardımı ile bu risale bitti.

Risâle-i İsmailiyye

SEYYİD MUHAMMED NÛR'UL ARABÎ




1 Yorum - Yorum Yaz

Fahrettin hocadan..    27.08.2012

Aşık da Aşk da Maşuk ile arada perdedir.




0 Yorum - Yorum Yaz





0 Yorum - Yorum Yaz

Murat Yorgun    30.12.2010

YALNIZ ADAM




0 Yorum - Yorum Yaz

Murat Yorgun'dan    30.12.2010

melamet




Hüseyin Öztürk    31.12.2010

Bağda gülü budadım
Amanın bağda gülü budadım
Haydi de gülü güle bağladım

Su gelir güldür güldür
Gel de yar beni güldür
Bir damlacık kanım akmaz
Öldürürsen sen öldür

Yarim bana dönerse
Amanın yarim bana dönerse
Haydi de ona kurban adadım

Su gelir güldür güldür
Gel de yar beni güldür
Bir damlacık kanım akmaz
Öldürürsen sen öldür

Bağda budadım dalı
Amanın bağda budadım dalı
Haydi de görmedim bugün yari

Su gelir güldür güldür
Gel de yar beni güldür
Bir damlacık kanım akmaz
Öldürürsen sen öldür

Gören maşallah desin
Amanın gören maşallah desin
Haydi de kimin var böyle yari

Su gelir güldür güldür
Gel de yar beni güldür
Bir damlacık kanım akmaz
Öldürürsen sen öldür



0 Yorum - Yorum Yaz
Takvim
Saat
Hava Durumu
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.28147.3105
Euro8.55998.5942