Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam26
Toplam Ziyaret80833
    • Biz, ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16 )
    • Nefsini bilen Rabbini bilir (Hadis-i Şerif)
    • Ne ararsan kendinde ara,Kudüs'te Mekke'de Hac'da değil.(Hacı Bektaş Veli)
    • İlim ilim bilmektir,ilim kendini bilmektir.(Yunus Emre)
    • Bayram özünü bildi,bileni anda buldu,bulan ol kendi oldu sen seni bil sen seni(Hacı Bayram Veli)
    • Zatı Hakkı anla zatındır senin,Hem sıfatı hep sıfatındır senin,Sen seni bilmek necatındır senin,Gayri bakma sende iste sende bul (Niyazi Mısri)
    • O'nu senden dışarıda değil kendi nefsinde ara(Mevlana)

Tevhid Mertebeleri

 

TEVHİD MERTEBELERİ VE YAŞAM ŞEKLİ

Tevhid Mertebelerini Pirimiz Seyyid Muhammed Nurul Arabi Hz.leri iki bölümde mutala etmişlerdir.
1- Fenafillah Mertebeleri
2- Bekabillah Mertebeleri

Fenafillah Mertebeleri üç makamdır.
1- Tevhidi Ef al
2- Tevhidi Sıfat
3-Tevhidi Zat

Bekabillah Mertebeleri ise dört makam olarak isimlendirilir.
1- Makamı Cem
2- Hazretül Cem
3- Cemül Cem
4-Ahadiyet (bu makam yalnız Peygamber efendimize ait olduğu için telkin edilmez. Edilse bile anlaşılmaz.)

TEVHİDİ EFAL: Fenafillah mertebelerinin başlangıcı olup fiil ve işlerin birliği demektir. Bir salikin bu mertebeye gelebilmesi için her Nefeste daimi zikirle kalbinin mutmain olması. Fecr Suresi 27-28. Ayetlerindeki: Ey mutmain olmuş nefis dön Rabbına hitabına mazhar olarak Tevhidi Efal telkin ve talim edilir. Bu mertebede salike 4 şuhud gösterilir. 1- Tevhidi Ef al 2- Fenayı Efal 3- tecelli Efal 4- Cennetül Efal veya irfan Cennetidir. Rabıtası da La Faile illallahtır. (Allah tan başka Fail (halkedici) yoktur.) Salik, Enfüsde, Afakta, sükûn ve hareket halinde bütün fiilleri birleyerek, bunların hepsini Hakka nispet eder. Fiiller her ne kadar iyi ve kötü fiiller diye isimlendirilse de iyilik ve kötülükler bizler içindir. Yoksa Hakka nisbet edildiğinde hepsi hayırdır. Arifler fillerin cümlesini Hakka nispet ederler. Yine de Allah kötü yaptı denilmez. Zira kötü ismini icat eden nispettir. Eğer işin kula nispeti olmamış olsa, o işin iyiliği ve fenalığı tayin olunamazdı. Şu ayetten anlıyoruz ki fiillerin faili Allah tır. Saffat Suresi 96. Allah sizleri ve sizlerin amellerinizi halk eyledi.
İşte salik Enfüsünde ve Afakında bütün fiilleri hissi ve kalbi olarak Hz. Allah a nispet ederse, Kalbi müşahede ile zevk haline geçer. Karşılaştığı her olayda fiillerin meydana gelmesine vesile olan mazhar veya kullara nispet etmeyeceği için şirkten kurtulan o salik; Hacivat ile Karagözün kendilerinin hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmadıklarını, onları kavga ettirenin, onları oynatan sanatkarın olduğunu bildiği gibi, bilecektir. Her şeyi yerli yerinde görüp; Enfüsünde fark, (Şeriata uyup uymadığını tartması)kendi eksikleri varsa peyder pey onları yok etmesi,Nefsini levm etmesi lazımdır. Afakta ise Cemde (birlikte) mutala edip, mutlu olacaktır.

Bu salikler yaşamlarında sakin ve şeri hükümlere tabii olarak yaşarlar; bütün tecellilere nazar ederler ve zuhurata tabi olurlar.Cenabı hakka boyun bükmüş,ve tam teslimiyetle,kalbi ile daimi zikir,hissi ilede Rabıtayı kullanırlarsa, Efendisinin himmetiyle Tevhidi Efal zevkine ermiş olurlar.

TEVHİDİ SIFAT: Fenafillah mertebelerinin ikincisidir. Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar ve kelam sıfatları Hakkın olup, bu sıfatlar salike ayna olmakta ve orada Hz. Mevla müşahede edilmektedir. Burada salik zevken bu sıfatlar ile mevsuf olanın Hak Teala olduğunu bilecektir. Bunun için de bu mertebede 4 şuhut öğretilir: 1- Tevhidi Sıfat 2- Fenayı Sıfat 3- tecelli Sıfat 4- Cennetül Sıfat. Rabıta olarak ta La mevsufe illallah verilir. Bakara Suresi 255, Şuara 11 ve Kasas 68 gibi ayetlerde bütün subut (sabit) sıfatların halikinin Allah olduğunu anlamaktayız.
Sıfatlar gayba aittir, zuhura gelince şehadete intikal ederek esma adını alır. İlim bir sıfattır, zuhura gelince Alim adını aldığı gibi bu mertebeyi gören saliklerde edep, ahlak ve yüceliklerin görülmesi lazımdır. Zira fiil ve subut sıfatların nisbiyetlerinden kurtulan bir kulun mağfirete ermesi, temizlik, doğruluk ve Resulullah (S.A.V.) Efendimizin güzel ahlakını sergilemesi lazımdır. Efal ve Sıfat mertebelerini görenlere Tevhid de tarikat ehli de denilir.

TEVHİDİ ZAT: Tevhidi Zat, vücut birliği demektir. Vücut Hakkındır. Efalin vücudu yoktur. Sıfattan tecelli ediyordu. Sıfatın da vücudu yok o da vücuttan tecelli ediyor. Allah Vacibul Vücuttur. İşte salike fenafillah mertebelerinin sonuncusu olan Tevhidi Zat Mürşidi tarafından 4 şuhutla tarif edilir. 1- Tevhidi Zat 2- Fenayı Zat 3- Tecelliyi Zat 4- Cennetül Zat. Rabıtası ise La mevcude illallahdır.
Bu makamda salik hissen, aklen ve hayalen gerek Efal, gerek Sıfat ve gerekse Zat aynalarından Vücudullaha bağlanıp cümle eşyanın vücudu Hak olduğunu mülahaza eder ve zevk alır. Daimi zevkte kalabilmesi için Rabıtaya sımsıkı sarılır. Halkın fani Hakkın ise baki ve zahir olması halinde zevkidar olur. Bu halle hallenen kişi ihtiyari bir ölümle ölmüştür. Mutu kable ente mutu (H.Ş.) Ölmezden evvel ölme budur. Kasas Suresi 88, Rahman Suresi 26-27, Yunus Suresi 62. ayetlerinde açık olarak bu mertebenin halini görmekteyiz.
Bu Fenafillah mertebelerini gören bir salik Nefsini bildiği için Rabbini de tanımıştır. Nefsini bilen Rabbini bilir (H.Ş.) Her ne kadar ilimle Fenafillah olunmuşsa da yine de zaman zaman Nefsine tabiliğinden geçemediği için hem mahcubiyeti görülür; hemde makam zevkleri tecelli ettiğinde ehli keşiftirler. Yani halkla olduklarında hicapları, Hakla oldukları zaman keşifleri artar. Ehli velayettirler.

CEM MAKAMI: Beka makamlarının birincisidir. Fenafillah mertebelerini zevk edip kulun kendisinin zannettiği Fiil, Sıfat, ve Zatın da yok olduğunu anlayınca bu mertebe de telkin edilir.
Salik bu yerde Hakkı zahir Halkı batın müşahede edecektir. Bu makamda halk ayna olup, oradan Hak zahir olmaktadır. Ve Vahdet şuhudu kişiyi istila eder. Cem makamı telkin edilen salik Hakka kuvve olup onun kuvvesinden Hak zahir olurken, kendisi batın olur. Aynı zamanda eşya da butuna girer. Bir cismin gölgesinin, öğle vakti cisimde yok olduğu gibi halk mazharından Hakk ın zahir olmasıdır. Efalin, Sıfatın, Zatın birliği zevkiyle her nereye bakarsa Hakkın Cemal yüzünü görmesi onun zevki olacaktır. (Bakara Suresi 115). Saliki ismi ile çağırsalar ismini bile duyamayışı onun zevki olacaktır. Bu makama Kurbi Feraiz, Uluhiyyet, Ruh makamı gibi isimler de verilmiştir. Bu makamda salik fazla durdurulmaz. Salik kabızlık ve yalnızlık içindedir. Cem Makamı Hz. İsa A.S.ın makamıdır.

HAZRETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin ikincisidir. Bu makamda halk zahir Hak batındır. Hak aynasından halk zahir olarak müşahede edilir. Cem de bilen gören ve işiten abdın kuvvesiyle Hak idi; bu makam da ise, Hak kulun kuvvesi olmaktadır. Hadisi Kudside Kulum bana nevafille yaklaştığı zaman duymasına kulak, görmesine göz, konuşmasına dil olurum... buyurulmuştur. Her nereye nazar edersek edelim zahirde halkı batında ise Hakkın tecellisini zevk ve ifade ederiz. Necm Suresi 8. Sarktı-Fetadalla miraç ayeti Zat olan Allah ın Muhammed olan sıfatlara yani kesret alemine zuhuratı olarak da zevk edilir.
Hazretül Cem e bütün sıfatların, Zatı Hak ile kaim olduğunun müşahede ve zevk olduğu bir makam olması nedeniyle sıfatıyyun da denilir. Bu mertebedeki saliklerin şeriatlarında kemalat, yücelik ve ahlakı Resulullah (S.A.V.) görülmektedir. Bunlar Mukarribindirler.

CEMÜL CEM MAKAMI: Bekabilah mertebelerinin üçüncüsüdür. Makamı Cem ile Makamı Hazreti Cem i kendinde toplayan yani vahdet ve kesreti cem eden bir makamdır. Buna Tenzih ve Teşbihi Tevhid yapmak yeri de diyebiliriz. Batın olan mutlak ve zahir olan mukayyedin hepsi Haktır diye zevk ederiz.
Kur-an-ı Kerim Hadid Suresi 3. ayeti O evveldir, o Ahirdir, o zahirdir, o batındır bu zevkimize delildir. Ayrıca Necm suresi 9: da kabe kavseyn Celal ve Cemal yaylarının birleştiği Kalp mertebesi de denilir. Vahdet aynı kesret, kesret de aynı vahdet olarak zevk edilir. Tevhidi Efal mertebesinde fiillerden soyunan salik bu yerde Hakkın fillerini giyer. Peygamber ve Velilerin sırlarına vakıf olmak isteyenler bu makamı gerçek yönüyle zevk etmelidirler. İşte o zaman hafi şirklerin de tamamen yok olduğu bu yerde ibadet eden, ibadet ve ibadet edileni birlemişlerdir. Mürşid-i Kamillerin saliklere telkin ettikleri son mertebedir.

AHADİYETÜL CEM MAKAMI: Bekabillah mertebelerinin 4. ve sonuncusudur. Bu makam Makamı Muhammed dir. Makamı Mahmud da denilir. Kesret olan varlıklardan kaydın kaldırıldığı yerdir. Bundan sonra başka bir makam da yoktur, en yüce mertebedir. İbrahim (A.S.) Tevhid babası olduğu halde bu makama ancak Muhammed (SAV.) Efendimizin müsadeleri ile girebilir. 1- Ahadiyetül Ayn 2- Ahadiyetül Kesret diye iki kısımda mütala edilir. İhlas Suresi 1: Kul huvella hu ehad (de ki o Allahtır bir tektir) Enfal Suresi 17: Habibim sen attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı İsra Suresi 34, Enam Suresi 152 ayetleri bu makamın zevkinin delilleridir.

 1 - Tevhidi Ef'âl:

 

   Tevhid mertebelerinin birincisi olan tevhidi efal'i Seyyid Muhammed Nûr RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE isimli eserinde şöyle tarif eder: << Malum ola ki tevhid üç kısımdır: Evvelkisi tevhidi efal'dir. Tevhidi efal demek aşık olan kimesne efali hissiye ve efali kalbiyye ve âfâkiyye ve enfüsiye verâsında hazreti maşukun fiilini ol fiil ile zahir olduğunu zevk eder >>. (62)

   Bu makamı idrak eden << gerek yerde ve gökte gördüklerini, gerek içinde tebip gelen bütün işlerden kendi alakasını keserek hepsini Hakk'a verir. Bunları yapan ve becerenin Hak'tan gayrı hiç bir işleyeni olmadığını bilerek, kalben inanıp zevkeder. LÂ FAİLE İLLA HÛ - ondan başka işleyen yoktur. Rabıtasında hiç bir işi ne kendine ne de başka bir kimseye nisbet etmez.>> (63)

   Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi, mürşidlere rehber olarak hazırladığı (RİSALEİ SALİHİYYE) isimli eserinde tevhidi tevhidi ef'ali şöyle izah buyurur:

   << Suveri berzahiyyeden sâdır olan ef'al, Hakk'ın  olduğu zevkan, yani ilmi kuvva ile şuhud olunacaktır. Suveri berzahiye demek kablel bîat görünen suveri ekvandır ki ol suveri berzahiyyeden meselâ bulut, bir sûret, gök bir sûret; dağlar bir sûret; hayvanlar bir sûret, insanlar bir sûret... İşte bu sûretlere suveri berzahiyye derler. Bu sûretlerden zahir olan işlerin cümlesi ıtlak Hakkındır ve Tevhidi ef'alin ebedi odur ki ef'alin cümlesini, yani bize nisbetle iyisini ve fenasını Hakk'a nisbet ede. Çünkü, ef'alin iyiliği ve fenalığı bize nisbetledir. Yoksa Hakk'a nisbet olundukta cümlesi hayırdır ve isimlerden münezzehtir. Anın için Ehlullah, ef'ali, Hakk'a nisbet eder. Yine Allah zina etti demez. Zira zina ismini icad eden nisbettir. Eğer fiilin kula nisbeti olmamış olsa ol fiilin iyiliği ve fenalığı tayin olunamaz. Ve ef'al salikinin esnâyı zikirde rabıtası:(Lâ faile illallah) dır. Ve kur'anda delili: (vallahü halaküm ve mâ tağmelun) dır ve bir daha delil: (Ve hammelnâküm filberrî vel bahrı) ve bir daha delil: (Zeynel lilnâsi hübbü şehevat) dır. >> (64)

   Tevhidi ef'al neş'esini zevk eden her işin, her hareketin Hak'tan olduğunu bilir ve (Her işin halıkı Hak'tır) der. Bu makam aynı zamanda çok tehlikeli bir yerdir. Zira insanı ibahiliğe sevk edebilir. Bunun için, tevhidi ef'alde (Edebi Muhammedi) dikkat ve ihtimamla aranır. Ve tevhidi ef'ali idrak edenler: << gerek kendi nefsinden ve gerek başkalarından kötü bir iş çıktığını görürse, onu, kendi nefsine ve iyi bir iş yapar veya yapıldığını görürse O'nu da Hakk'a nisbet eder. Buna dair kur'anda: Ve ma esabeke haseneten femin Allah ve ma esabeke min seyyietinfemin nefseke - sana iyi bir şey rastlarsa Allah'tan, kötü bir şey rastlarsa kendinden bil << âyeti kerimesiyle bildirmiş ve anlatmış ve bu terbiye ve nezaketi öğretmiştir.>> (65)

  

   2 - Tevhidi Sıfat:

 

   Efal Hakk'a ait ise,o fiilin zuhur aracı, görüntü imkanı olan esma ve sıfatların da Hakk'a ait olması gerekir. Vahdeti vücud anlayışında asıl olan: fiil, sıfat ve vücud birliğidir.

   Seyyid, RİSALEİ TEVHİDİ İLÂHİYE de tevhidi sıfatı şöyle tanımlar: İkincisi tevhidi sıfattır. Tevhidi sıfat demek aşık olan kimesne Hazreti maşukunevsafı kemalini mahsurunda ve makulünde kalbi ile müşahade eder. Her mevcut ve mahsus ve meful herbirisi hazreti maşukun bir kemal sıfatının mazharıdır. Aşık olan kimesne hazreti maşukun kemal sıfatlarını zerrâti âlemin verasında zevk eder.>>

   Tevhidi sıfatın rabıtası, derceleri ve mahiyeti RİSALEİ SALİHİYYE de anlatılmıştır:

   << Hayat, ilim, irade, kudret, semi, basar, kelâm Hakkındır. Yani diri olan Allahtır ve bilen Allahtır ve kadir olan Allahtır ve işiten Allahtır ve gören ve söyleyen Allahtır. Bu sûrette salik zevkan bilecek ki bu sıfat ile mevsuf olan Zatullahtır. Ve bu sıfatla salike ayine olup ol ayinede hazreti mevsufu müşahade edecektir ve bu sıfatın kur'anda delilleri: evvela hayatın Hakk'a mahsus olduğuna delil:

   (Allahülâ ilahe hüvel hayyum kayyum) ayeti kerimesidir. Yani hayat ancak Hakk'a mahsustu; eşyada görünen hayat Hakk'ın hayatıdır. Zira şeriatta eşyanın hayatı ilahiyye ile kaim olduğunda cümle ehli kelâm ittifak etmişlerdir ve ilim Hakk'ın olduğuna delil:

   (Vallahü yağlemu ve entüm lâ tağlemun) ve (kul innemel ilmu indallah) ayeti kerimesidir. Ve kuvvet Hakk'ın olduğu (innel kuvvetullahü cemian) lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyül azim. Sübaneke rabbike rabbil izzeti amma yesifûn) ve iradet Hakk'ın olduğu: (ve rabbike yahleku mayeşaü ve yahdaru ma kâne lehümel hayreh) Semi ve basar Hakk'ın olduğu: (Leyseki mislihi şeyün ve hüvessemiül basir) ayeti kerimeleriyle sabittir. Ve rabıtası: (Lâ mevsufe illallah) dır. (67)

   Bu eğitim görünen isim ve sıfatların Allah'ın zuhuru olduğuna tam bir inanç telkin eder ve Muhiddini Arabi'nin (Allah - sıfat - Zât) mevzuundaki vahdeti vücud görüşlerini yansıtır. (68) Hayat, ilim, irade, konuşma, işitme (semi), görme (basar), kudret Allah'ın olunca kul'un ne hükmü kalır? Allah'ın zıllı olarak kabul edilen isim ve sıfatlarının aslında Hak saltanatı vardır. İnsan isim ve sıfatların ne olduğunu idrak ederse artık kötülük yapamaz, kimseye kem gözle bakamaz ve hiç kimsenin hakkına dokunamaz, çünkü varlık aleminde Hakk'tan gayrı hiç bir şey kalmaz ki, kişi fenalık edebilsin.

 

   3 - Tevhidi Zât:

 

   Tevhidin üç mertebe üzere olduğunu belirten Seyyid Hazretleri RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE isimli eserinde tevhidi zâtı tarif ederken: << Üçüncüsü tevhidi zâttır. Tevhidi zât demek vahdeti zatiyeyi kesreti mezahiri ile müşahade eylemektir. Ve kesret iledir. Ve kesretin vücudu vahdet iledir. Vahdeti kesret etmeyince ayanda zahir olmaz. Ol kesret hazreti maşukun meratipleridir. Ol meratip iki kısımdır. Birisi müessiredir. Esmai zâti ve evsafı fiiliyedir. Ve birisi gayrı müessiredir: Elvanı hissiye ve manii akliyedir. Makamı velayetin nihayeti budur. Gayrı makam yoktur. Ancak makamı Muhammediyedir. Ona kimse vasıl olamaz. Ancak varis vasıl olabilirler.>> buyurur. (69)

   Vücud birliğini kapsayan ve tevhidde fena makamlarının nihayeti olan tevhidi zât, Allah'tan başka hiç bir vücud olmadığının izahıdır. Bu makam için RİSALEİ SALİHİYE de, Seyyid Muhammed Nûr şunları söyler:

   << Vücud Hakkındır, gayrının vücudu yoktur. Zira: (Külli şey'in halikün illa veche) ve (külle men aleyha faan ve yebkaa vechü rabbike zülcelalün vel ikram) demek eşya madum demektir. Madumun ise vücudu yoktur. Ancak vücud Hak'tır. Bu makamın rabıtası: (Lâ mevcude illallah) dır. Ve bu üç makam eshabına ehlullah ve ehli fena tesmiye ederler.>> (70)

   Kur'anı kerimde beyan olunan : Külli şeyin halikü illa vechehû - Her şey helak olur, yalnız onun vücudu kalır. Eynemâ tevellu fesemmâ vech-üllah - Her nereye dönerseniz dönün, Allah'ın yüzüyle karşılaşırsınız, ayeti celileleri varlığın Allah'a ait olduğuna açık delildir. Onun içindir ki Allah her gün yeni bir şe'n (iş) üzerindedir ve bütün âlem onun hüviyetidir. Bu sebeple Muhiddini Arabi << Allah mahiyetiyle bilinmez, hüviyetiyle bilinir >> buyuruyor. (71)

   Tevhidi zat, velayetin son makamıdır ve bu makamdan sonra tahkik yolu açılır. Tevhid mertebeleri olarak adlandırılan tevhidi efal, tevhidi sıfat ve tevhidi zat aynel yakin makamlarıdır. Ve bunlar ayı zamanda fenafillah ve sekir makamlarıdır. (72)

   Tevhidi zatta salik aşıktır. Demekki tevhidi efalde mürüt olan talip, tevhidi sıfatta muhip ve tevhidi zatta aşık tesmiye olunuyor. (73) Ki bu makamda velayet hasıl olmuştur.

   Tevhidi zat, makamı salistir. Eşyanın vücudları olmadı, vücudun Hakk'a ait bulunduğu, her şeyin Hakk'a nisbet edildiği bir makamdır ve bu makamda salik << hissen ve alken gerek efal ve sıfat ve gerekse zât ayinelerinden vücudullaha rapt olup, yani eşya bir vücud olup vücudu Hak olduğunu mülahaza eder.>> (74)

   Burada sekr tamam olur. Salik vahdet ile kesretten mahcup olur. Hatta bu kesrettir diye sual etsen cevap veremez. (75) Makamı zâtta açılma olur ve kişi bekabillaha vasıl olur.

   Hazreti Seyyid: << Tevhidi zât demek , cemi halk bilâ hevl velâ ittihad zât-ı Hak ile vücudları olduğunu bilip halk ayinesinde zâtı maşuku müşahade etmektir >> diyor. (76)

 

   B - Beka Makamları.

 

   Tevhid mertebeleri fena makamları olan tevhidi efal, tevhidi sıfat ve tevhidi zattır. Vahdet makamları tevhidden sonra gelir ve bunlara beka makamları da denir. << Ve vahdet üç makamdır: Hazretül Cem, Cemül Cem ve Ahadiyetül Cem.>> (77)

   Bekaya eren kişinin benlik ve nefsi olmaz; ancak onlar kulluklarıyla iftihar ederler. Tek varlıkları: Fark'dır. Davranışlarında sadelik ve tabiîlik vardır. Ve onların avamdan farkları yoktur. Farzı ilahiyi eda ederler. Ve emri ilahiye temesük ederler. Halleri daima Hakladır ve bu taifeden birisi ile mülaki olmak ve haliyle hallenmek saadeti uzmadır. Ve Hakk'a vasıl olmaktır. (78)

   Beka makamlarına Hakkel yakin makamı da denir. Seyyid Muhammed Nûr söyle buyurur:

   << ... Hakkel yakin makamı üç makamdır. Evvelkisi makamı cem... ikinci makam Hazretül cem... Üçüncü makam cemül cemi'dir.>> (79)

   Hakkel yakin, ittihad veya beka makamı diye isimlendirilen bu üç makam RİSALEİ SALİHİYYE ve MÜRŞİDÜL UŞŞAK da geniş şekilde anlatılır.

 

   1 - Makamı Cem:

 

   Yükselme durakları makamı zat ile sona erer. Fena mertebelerinden sonra beka mertebeleri, ya da (iitihat makamları) dediğimiz: Cem, Hazretül Cem, Cemül Cem menzilleri gelir. Cem makamı ayrılıktan sonra birleşme makamıdır ve bu makamda Hak zahir, Halk bâtındır; yani görünen Hak'tan başka bir şey değildir. Risalei Salihiyyede Seyyid Muhammed Nur, bu makamı şöyle anlatır:

   Bu makamda salik Hakk'a kuva olur, kuvasında Hak zahir olur ve kendisi bâtın olur.

   (İnnallahe basirun bilibâd)..... ayeti kerimesiyle (innalahe yekulü bilisani abdühû semiallah limen hamide) hadisi şerifi bunu ifade eder. Bu makamda eşya Hak'ta bâtın olur. Şöyle ki eşya denilen suveri ekvandır; suveri ekvan ise gözlerini kapadığın vakitte eşyanın suretleri insanın zihninde bâtın olduğu gibi makamı cemi'de dahi eşya, ilmi ilâhide bâtın olur; zat ile zahir görünür. Bu makam saliki, eşyaya nazar eyledikte suveri ilâhiyeye nazar eyler ve ne ahkam zahir olursa cümlesini Hakk'a isnad eder ve bu ahkama ahkâmı ilahiye tesmiye ederler. (İnnallahe ve melaiketehu yüsellüne alennebi) ayeti kerimesi bunu ifade ve beyan eder. Yani Allah ve Melekleri, yani sıfatı ilahiyenin cümlesi zatı Hak'ta bâtın olduğu cihetle ahkamın cümlesini rica eden Hakk'tır. Anın için Cenabı Allah, miraçta Hazreti Peygambere buyurdu: (kâf ya Muhammed feinne rabbüke yüsalli) ve ( şehidallahü innehû lâ ilâhe illâ Hû) bunu ifade eder. Bu makamda salik, kesreti eşyadan mahçuptur. Bu kesret nedir? diye sual olunca cevap vermekten acizdir ve bu makamda saliki çok durdurmazlar. Zira Hakikatte makam değildir. Belki bir hâli istiğraktan ibarettir. Mecnunun (Leyla benim gayrı Leyla yoktur) dediği gibi... ve makamı cemde eşyanın bâtına rücuunun bir diğer misali, meselâ: düz bir ovada bir direk olsa, sabah güneşi, o direğe vurdukta bir gölge çıkar. İşte o gölge mahlûktur. O gölgeyi güneşin tulûu izhar eyledi. Bir müddet sonra güneş yukarı çıktıkta ve zeval vaktinde ol gölgenin eseri kalmayıp direkte bâtın olur. Salikte dahi, şuhut ve zevk sebebebiyle Hak kemaliyle zahir oldukta, eşya, Zatı Hak'ta bâtın olur, gölgenin bâtın olduğu gibi; gölgenin vücudu haricisi olmayıp ancak göze bir karaltı görünüp belki vücudu zıllisi olduğu gibi halkın dahi vücudü halikisi olmayıp ve yalnız âlemde bir şey olup hariçte asla vücudü yoktur. Yalnız gölgenin inkârı kabil olmadığından halkı dahi inkâr kabil olmaz. Belki halk denilen Hakk'ın ismi zahirinin hükmüdür. Ve mutlaka tecelliyetı hariciyyeden ibaret olup vücudü haricisi yoktur. Anın için Ehlullah buyurdular: (el a'yanü mâ şemtü rayihatül vücud) ayanı sabite vücud kokusu duymadılar. Nerede kaldı ki vücudları olsun. Bu makama kurbi feraiz derler. (80)

   Mürşidi Uşşak ül kebir de Hakkel yakin makamlarının ilki olduğuna temas eden Seyyid, şöyle der: << ... evelkisi makamı cem ve kurbi feraiz ve fenayı nefis ve bekayı ruhi ve seyri mahbudi ve surei necimde mezkûr olan DENÂ makamıdır. Ve berzah derler ol makam vahdeti zahiriyedir. Yani cümle eşyanın hakikatları aynel Hak aslen ayar ve ikilik ve kesret olmayarak... Hatta bu makam vuslat oldukta vesvese munkati olur. >> (81)

 

   2 - Hazretül Cem:

 

   Bu makam iki vechesi olan makamı Muhammedidir. Ve kur'anı kerimde sözü edilen FETEDELLÂ makamıdır. Bu makamda halk zahir Hak bâtındır. Sıfatların zuhuru zevk edilir. Ve bir adı da kurbi nevafildir. Mürşidül Uşşak ül kebir de, Seyyid Hazretleri buyurdu:

   << İkinci makam Hazretül cem ve kurbi nevafil ve fenayı ruh ve bekayı sır ve sürei necimde mezkûr olan (fetedella) makamıdır. Ve seyri mahbubi derler. Ve bu makamda kesret ve sıfatla tedella ve tenezzül olunur. Yani sıfatları kendine isbat eder. Ve bu makamda kesret sual olunursa, kesret sıfatıyla deyu cevap verir. >> (82)

   RİSALEİ SALİHİYYE de Hazretül cem'in tarif ve izahı şöyledir: << Hazretül cem demek, Hak bâtın, halk zahir demektir. Hak batın halk zahir ne demektir? Yani ol halk ki zâtın ilminde bâtın olmuştu ve ilmi ilhâhide mahfuz olmuştu ve ilmi ilâhide mahfuz olmuştur; o ilimde olan esmayı, Hak, kendi vücudüyle izhar edip ve kendi hükmünü esmaya nisbet eylediğinden esma zâhir; zât, bâtın olur. Bu halde gören, işiten, söyleyen Hak'tır; lâkin abdin kuvasiyle... Bu makamda Hak, kulun kuvası olup kulun hayatı Hak'la, kudreti Hak'la, semii Hak'la, basar'ı Hak'ladır. Nitekim hadisi kutside: (İzâ uhibbed abden künte lehü semian ve basaren ve bedien ve lisanen ve rücülen resmeu biviri ve yemsekübi ve yekülü bive yembişi) yani ben kuluma muhabbet eylediğim vakitde o kulumun semi (işitme), ve basarı (görme), yeddi ve lisanı ve ricli olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle söyler, benimle yürür. Bu makama ehlullah (kurbi nevafil) tesmiye ederler. Bu makamın kemaline nail kmseler herkesin bildiğini bilir ve işitir ve görür. Yani kerameti ilmiyye ve kemâlatı sıfatiye kendisinden sadır olur. >> (83)

   Demek oluyor ki cem de Hak zahirken Hazretül cem de Hak batın olmaktadır. Bu mertebe fark menzilidir. Üç buutlu dünya nizamının ve dünya ahkâmının belirlendiği ve ahkamı Muhammedinin mahiyeti hakkında kulun şuurlandırdığı bir ortamdır. İyi, kötü, doğru, yanlış, ibadet, hidayet, dalalet, ahkam ve ahlakın öğrenildiği, ceza ve mükafatın kabullenildiği bir idrak hâlini telkin ederken aynı zamanda iç ve dışın yani bâtın ve zahirin ayniyetine de işaret edilmektedir.

 

   3 - Cem'ül Cem:

 

   Bu menzil vahdeti vücud inancının insan idrakinde gerçekleşmesidir. Cem'ül cem dersini alan artık bu vücudun ne olduğunu bilir. Bâtın, zahir evvel ahir olanı tanır ve bunları insanda müşahade eder ki, bu idrake eren bir insandan kötülük sadır olmaz, kimseye kötülük edemez, hatta kötülük düşünmez. Niyyet ve amel birleşerek insan ihlas menziline varmış olmaktadır. Seyyid Muhammed Nur bu makam için RİSALEİ SALİHİYYE'de şunları yazar:

   << Salik bu makamda (hüvel evvelü velahiru vezzahiru vel bâtın) ayeti kerimesini bir nazarda müşahade edecektir. Şöyle ki Abidden zahir ancak ef'al ve sıfatı  ve vücudi Hak olduğundan abid evvel oldu ve efali ilahiyyenin zuhuru abdin azayı samaniyyesine mütevakkıf olduğundan abid, ahir oldu ve yine Hak, abid suretyle zahir oldukta mahlukat tesmiye olunduğundan abid zahir oldu. İşte bu makamda salik, suveri ekvandan bir surete nazar eyledikte bu dört nisbeti bir surette müşahade edecek ve kendisinde dahi bu dört nisbeti müşahade eyleyecektir. Hatta şuhud galebe eyledikte bir kimse kendisine sual edecek olsa ki (hüvel evvelü velahiru vezzahiri velbatinu) ayeti kerimesinin manası nedir? ol dahi cevabında der ki: Evvel benim, Ahir benim, Zahir benim, Bâtın benim... yahut karşısında olan surete sensin evvel, sensin ahir, sensin zahir, sensin bâtın deyu cevap verir ve bu cevabında sadıktır ki onun şuhudunda Hak, bu suveri kendi vücuduyla izhar eylemiştir. >> (84)

   Seyyidin bu telkin ve tedrisatında vahdeti vücut anlatılmakta ve varlık aleminin Hakk'ın vücudu olduğu gösterilerek edep, ahlak, hoşgörü ve Hakseverlik öğretilmektedir. Öyle ya, bir insan gördüğü bu alemde her şeyin Hakk'a ait olduğu zevkinde ise O'na nasıl karşı kor, O'nu nasıl sömürür, nasıl kötülük eder? Vahdeti vücud insanı maddeciliğe değil, maneviyata iter; haris yapmaz, diğer kâm kılar; Tenbellikten korur, çalışmaya sevk eder;Hak duygusunu şuur haline getirir ve insanları sevmeyi, insana hizmeti en yüksek fazilet ve iman duygusu olarak ilan eder. Seyyid, bütün derslerinde insanı bu yüksek şuura ulaştırmak için gayret sarfeder ve verdiği dersler neticede insanı yüksek bir ahlak ve idrake eriştirir. (85)

 

 

Dip notlar:

--------------------------------------------------------------

 

58) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi.RİSALEİ SÜLUKÜ HAKİKAT.

    Ali Urfi efendi tarafından takris edilen orijinal nüshadan, özel

    kitaplığımızda,sahife:259/260.

59) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK - ÜL KEBİR,

    Ali Urfi efendi tarafından takriz edilenorijinal nüshasından.Sahife:394.

60) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi ŞERHİ SIRRI TEVHİD,Ali Urfi

    efendi tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal

    nushadan,sahife:522/524.

61) Hasan Sabri Dölen, YEDİ DURAK RİSALESİ,1968,İstanbul.Sahife:34.

62) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE,

    Ali Urfi efendi tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan

    orijinal nushadan,Sahife:395.

63) Hasan Sabri Dölen, YEDİ DURAK RİSALESİ,Sahife:51

64) Abdülbaki Gölpınarlı,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER,1931.İstanbul.Sahife.293/294.

65) Hasan Sabri Dölen,YED DURAK RİSALESİ,SAHİFE:54.

66) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE, Ali

    Urfi efendi tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal

    nushadan, sahife:395.

67) Abdülbaki Gölpınarlı,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER,Sahife: 294.

68) Prof. Cavit Sunar,VAHDETİ ŞUHUT VAHDETİ VÜCUD MESELESİ,1960,Ankara,Sahife:72.

    İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ,cilt:8,Sahife:533/555.

69) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ TEVHİDİ İLAHİYE,Ali Urfi

    efendi tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal nüshadan

    Sahife:396.

70) Yusuf Ziya İnan,SEYYİDÜL MELÂMİ MUHAMMED NUR'ÜL ARABİ(hayatı,şahsiyeti,eserleri),

    1971,İstanbul,Sahife:37.

71) Yusuf Ziya İnan,Aynı eser,Sahife:37.

72) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR, Ali Urfi

    efendi tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal nüshadan,

    Sahife:393.

73) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,DAİRETÜL VÜCUD Fİ BEYANİL MAKAMÜL MAHMUD,

    Ali Urfi efendi tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal

    nushadan,Sahife:382.

74) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK,Ali Urfi efendi tarafından

    takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan nüshadan,sahife:381.

75) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK, Ali Urfi efendi

    tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal nüshadan,Sa:381

76) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ SÜLUKÜ HAKİKAT, Ali Urfi efendi

    tarafından takriz edilen ve özel kitaplığımızda bulunan orijinal nüshadan,Sahife:259.

77) Seyyid Hâce Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,RİSALEİ İSMAİLİYE Fİ BEYANI SÜLUKÜ-S

    SADATÜN NAKŞİBENDİYYE VEL MELÂMİYYE,özel kitaplığımızdaki orijinal nüshadan.

78) Aynı eser,sahife:458.

79) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabiyyül Melâmi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR,Ali Urfi efendi

    tarafından takriz edilen ve kitaplığımızda mahfuz orijinal nüshadan.

80) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi,RİSALEİ SALİHİYYE'den Abdülbaki Gölpınarlı,

    MELÂMİLİK VE MELÂMİLER,SAHİFE295.

81) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi,MÜRŞİDÜL UŞŞAK-ÜL KEBİR,kitaplığımızdaki orijinal nüshadan.

82) Aynı Eser.

83) Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi,RİSALEİ SALİHİYYE. A.Gölpınarlı,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER.

    Sahife:296.

84) Yusuf Ziya İnan,Seyyidül MelâmiMuhammed Nur'ül Arabi,1971,İstanbul,Sahife:40.

85) Aynı Eser,Sahife:41.

 

İSLÂM'DA MELÂMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ.

 

Yusuf Ziya İNAN / 1976.


Yorumlar - Yorum Yaz


Takvim
Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
27° 29° 23°
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.16052.1644
Euro2.83812.8433